Anlamak zor

Biliyorum, İran hakkında biraz fazla yazıyorum. Bunun nedeni, bir gün gelir de İran gibi olur muyuz korkusu değil. Türkiye, İran gibi olmaz.

Biliyorum, İran hakkında biraz fazla yazıyorum. Bunun nedeni, bir gün gelir de İran gibi olur muyuz korkusu değil. Türkiye, İran gibi olmaz. Bu yargıyı, İran'da molla devrimi olduğu zaman ülkemizi dolduran yabancı gazetecilere de söylemiştim.
Türkiye, İran gibi olmaz, çünkü laiklik anlayışı ülkemizde büyük ölçüde yerleşmiştir. Abdullah Gül'e 'Ben İslami partileri sevmiyorum' dedirtecek kadar yerleşmiştir.
Türkiye, İran gibi olmaz, çünkü İran'dakine benzer bir din adamları hiyerarşisi yoktur. Farklı deneylerden geçmiştir, aydınları ve bürokrasisi farklıdır, dünya ile olan bağlantıları farklıdır.
Buna rağmen İran'da olup bitenleri yakından izlemeye çalışıyorum, çünkü İran büyük ve özgün bir kültürü olan Müslüman bir ülke, komşumuz. Sadece orada olup bitenlerden 'ders almak' için değil, büyük bir halkın nasıl bu duruma düştüğünü anlamak için de İran'ı izlemeliyiz.
Cumhurbaşkanı Hatemi zamanında İran'da rejimin yumuşayacağı ve 'normalleşeceği' beklentisi vardı. Bazı girişimler olduysa da rejim sapasağlam yerinde durdu. Yeni Cumhurbaşkanı Ahmedinecad döneminde ise yönetim daha fazla ve daha sıkı dinci eğilimler göstermeye başladı. 'Perçem gösterme özgürlüğü' ağır darbeler yedi. Üniversitede Ahmedinecad'ı protesto eden öğrenciler tutuklandı. Öğretim üyeleri işten atıldı. Ahmedinecad, dine uygun bilim yapılması talimatını verdi.
Kadınların saat altıdan sonra işte çalışması yasaklandı. Din polisi kadınların perçemini sıkı izlemeye aldı. Batı müziği ve filmleri yasaklandı. Çanak anten yasağı daha sıkı uygulanır oldu.
Ve son gelen haberler hepsine tüy dikti: Buna göre, dizi filmlerde ve sinema filmlerinde mutlaka bir namaz sahnesi bulunacak! Uysa da, uymasa da!
Son yıllarda İran sineması başarılı ürünler veriyor, uluslararası ortamda sesini duyuruyordu. Böyle sansürcü bir zihniyetle bu başarılarını sürdürmesi gittikçe zorlaşacaktır sanırım.
Sanata ve bilime uygulanan sansür elbette yabancısı olduğumuz bir şey değil. Çin Kültür Devrimi'ni anımsayın. Batı müziği yasaklanmış, senelerce bütün ülkede sadece üç film (onlar da propaganda filmi) gösterilmişti. Sovyetler'de 'sosyalist gerçekçiliğe' uymayan sanat eserleri ve Marksizm'e uymayan bilimsel çalışmalar yasaklanmıştı.
Çok uzağa gitmeye gerek yok, ülkemizde de uzun yıllar Nâzım Hikmet'in şiirleri, Marx'ın, Mao'nun, Lenin'in kitapları suç aleti muamelesi görmedi mi?
Dünya yeni bir döneme giriyor. Demokratikleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte bu tür yasakların bir şeye yaramadığını, hedeflenenin tam tersi sonuçlar doğurduğunu görmeye başlıyor insanlar. İran neden tam tersi yolda gidiyor, anlamak zor. Belki de mollarşi doğal ömrünü tamamlayıncaya kadar bu böyle gidecektir, kim bilir?
Benim en çok merak ettiğim şey şudur: Nasıl olur da Ömer Hayyam gibi bir dehayı insanlığa sunmuş olan bir toplum bu hale düşer?
Anlamak zor.