Atatürk malzemeleri

12 Eylül'ün bunaltıcı, karanlık gülerinden birisiydi. Ankara şehirlerarası otobüs garajında kalabalık arasında kendime yol bulup geçmeye çalışırken şaşkınlıkla durup baktım:

12 Eylül'ün bunaltıcı, karanlık gülerinden birisiydi. Ankara şehirlerarası otobüs garajında kalabalık arasında kendime yol bulup geçmeye çalışırken şaşkınlıkla durup baktım: Büfelerden birinin üzerinde kocaman harflerle 'Atatürk malzemeleri bulunur' diye yazıyordu.
Neydi Atatürk malzemeleri: Atatürk posterleri, rozetleri, resimleri, tabaklar üstünde Atatürk portreleri, Atatürk anahtarlıkları, büstler,
bayraklar ve bunlara benzer daha birçok şey.
Askeri yönetim darbeyle başa geldiğinden beri Atatürk ve Atatürkçülük resmi söylemin en temel öğelerinden birisi olmuştu. Okulların hepsine bir Atatürk büstü yerleştirmek için kampanya açıldı. Bu ortamda bazı dükkânların 'Atatürk malzemeleri' satmasının pek de şaşılacak yanı yoktu.
Ankara'dan İstanbul'a giden yolda, hemen Ankara'nın çıkışında koskoca bir 'Atatürk heykelleri fabrikası' kurulmuştu. Çeşitli boy ve biçimlerdeki Atatürk heykelleri dizi dizi sıralanmış, Ankara-İstanbul yolcularını uğurlar gibi dururlardı. Söylememe gerek var mı bilmiyorum, ama çok
kaba saba, estetikten yoksun şeylerdi.
Şimdi 'Atatürk malzemeleri' satan dükkânlar, Atatürk heykelleri üreten fabrikalar yok. Fakat ülkemizde Atatürk hâlâ en saygın lider ve Atatürkçülük en güçlü ideolojidir. 20. yüzyıl nice liderin heykellerinin yıkıldığını, resimlerinin yırtıldığını gördü, ama Atatürk ve Atatürkçülük etkinliğini yitirmedi.
Hâlâ bazı evlerde, kamuya açık genel mekânlarda Atatürk'ün resimleri ve heykelleri bulunur. İnsanlar zorlandıkları ve korktukları için değil, saygı gösterdikleri için o resimleri asarlar, heykelleri dikerler.
Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Özak geçenlerde "Atatürkçülükle ilgili çok konuşuyorlar" demiş, "Atatürk'ten geçinenler ve Atatürkçü geçinenler
var. Gerçek Atatürkçü biziz."
Özak'ın bu sözlerini okuyunca aklıma Sn. Erbakan geldi. Siyasal yaşamının ilk yıllarında her 10 Kasım'da grip olurdu Erbakan. Anıtkabir'e gitmemek için. Sonra fikrini değiştirdi, grip olmaktan vazgeçti.
Kim 'gerçek Atatürkçü'dür, bunu ölçecek hassas bir terazi yok. Fakat, Erbakan'ın siyasal soyundan gelen AKP önderlerinin 'gerçek Atatürkçü biziz!'
diye Atatük'ün mirasına sahip çıkmaları hoş bir şey. Bakan Faruk Özak da kendine göre gerçek Atatürkçülüğü tanımlamaya kalkışmış: "15 yılda yapılan özelleştirmeyi 1 yılda yapabilmektir."
"Allah Allah" dedim bunu görünce, "Atatürkçülüğün çok çeşitli biçimlerde tanımlandığına tanık olduk, ama devletin malını satma yarışı olarak tanımlandığına ilk kez tanık oluyorum."
Kısacası, 12 Eylül'den günümüze Atatürkçülük anlayışı bir hayli değişmişe benziyor, değil mi?