Atatürkçülük benimsendi mi?

Özellikle aydınlar arasında pek çok kişi Atatürkçülüğün kitleler tarafından benimsenmediğini, ordu sayesinde ayakta durduğunu, kendi ayakları üzerinde duracak gücü olmadığını (açık veya kapalı) söyler durur.

Özellikle aydınlar arasında pek çok kişi Atatürkçülüğün kitleler tarafından benimsenmediğini, ordu sayesinde ayakta durduğunu, kendi ayakları üzerinde duracak gücü olmadığını (açık veya kapalı) söyler durur.
Gerçekten öyle midir? Hiç sanmıyorum.
Atatürkçü yenilenme projesine şöyle bir bakmak, bu yanılgıyı gözler önüne serecektir.
En önemlilerinden başlayalım. Cumhuriyet'in kurulması, saltanatın, daha sonra da hilafetin kaldırılması bir zamanlar çok eleştirilmişti. Artık bu değişimleri eleştiren ve kınayan kimse kaldı mı? Hiç sanmıyorum.
Türkçeyi sadeleştirmek için başlatılan girişim de kızgın eleştirilere hedef olmuştu. 'Babalarla çocuklar anlaşamaz oldu' anlayışı pek yaygındı. Şimdi öztürkçeciliği eleştiren var mı? Görebildiğim kadarıyla yok. Tam tersine, en tutucu, dinci, Atatürk'e düşman çevrelerin yazdıklarına bakıyorum. Hepsi de en son moda öztürkçe sözcükleri kullanıyorlar. Bu iktidarın Maliye Bakanı geçenlerde yakınıyordu: 'Mortgage için Türkçe karşılık arıyoruz' diyordu. (Kim bilir, belki de 'mortgage'in 'mort'unu sevmemiştir!)
En sarsıcı değişimlerden birisi Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişti. Bu değişim zamanında çok sert biçimde eleştirildi. Eski yazıyı savunanların sayısı ve etkinliği oldukça yüksekti. Şimdi bunlardan bir tane bile kaldı mı?
'Laiklik' yeni rejimin temellerinden birisiydi. Gizli veya açık, çok eleştirildi. Şu anda ülkeyi yönetenler de yakın geçmişte laikliğe karşı çıkanlar arasındaydı.
Ama şu anda 'Hata etmişiz, biz de laik olduk' diyorlar. Takiye mi yapıyorlar, gerçekten değiştiler mi, bilmiyorum. Fakat lafta da olsa laiklği benimsemelerini sevinçle karşılamak gerekir, diye düşünüyorum.
Cumhuriyet döneminde yapılan önemli yasal değişikliklerden birisi de İsviçre Medeni Yasası'nın çevrilerek uygulanmasıydı. Atatürk döneminin en çok eleştirilen icraatından birisi bu oldu. Medeni nikâh geliyordu, birden fazla kadınla evlenmek yasaklanıyordu, kadınla erkek mirastan eşit pay alıyordu... Şimdi bu uygulamaları eleştiren kimse kaldı mı? Tam tersine, kadın-erkek eşitliğini daha artıran yerli malı bir Medeni Yasa çıkarıldı ve halen AKP iktidarı döneminde uygulanmaktadır. Kimse karşı çıkmıyor!
Tamam, tek parti döneminin 'devletçilik' ilkesi şu sıralar çok eleştiriliyor. Fakat, CHP'nin 'altı okundan birisi' de olsa aslında 'devletçilik' gerçekten ideolojik bir ilke olmaktan ziyade uygulamadan kaynaklanan pratik bir zorunluluk olarak benimsenmişti. O nedenle de terk edilmesi son derece kolay ve kavgasız oldu.
Haa, 'Türbandan ne haber?' diyeceksiniz! Ama kadınların kıyafeti hiçbir zaman Atatürkçülüğün ilkeleri arasında yer almadı. 'Şapka' erkek kıyafeti olarak benimsendi, ama kadınların kıyafeti konusunda yasal bir sınırlamaya veya betimlemeye gidilmedi. Ama böyle de olsa o dönemin kadın kıyafeti konusunda bir tercihi vardı. Annemin kız arkadaşlarıyla birlikte 1930'larda, 40'larda çektirdiği fotoğraflarda bunu açıkça görüyorum. Fakat, Türban üzerinde yürütülen tartışmanın genel görünüşü değiştirdiğini düşünmüyorum.
Kısaca demem o ki, Atatürk devrimleri çok büyük ölçüde yerleşmiş ve benimsenmiştir. Türkiye'de demokrasinin mümkün olmasının nedenlerinden birisi de budur. Zira rejimin temel özellikleri konusunda kavga varsa, orada demokrasiyi yerleştiremezsiniz!