Aydınlık yüzümüz

Önce Ankara'da yapılan, sonra İstanbul'da tekrarlanan mitingler bazı şeyleri yeniden düşünmemize neden olabilir.</br>Birincisi, kadın ve gençlerin fazlalığı, toplumda siyasete duyulan ilginin...

Önce Ankara'da yapılan, sonra İstanbul'da tekrarlanan mitingler bazı şeyleri yeniden düşünmemize neden olabilir.
Birincisi, kadın ve gençlerin fazlalığı, toplumda siyasete duyulan ilginin bu iki kümeye yansıdığını göstermektedir. 12 Eylül'le siyaset dışına itilmiş olan gençler tekrar siyasete ısınma hareketleri yapıyorlar. Ama bu kez şiddete, silaha ve ideolojik söyleme kaymayan bir siyaset tarzları var.
Kadınlara gelince, Atatürkçülüğü ve laikliği en çok kadınların savunmasından daha doğal ne olabilir ki? Şeriatın geldiği ülkelerde kadınların sadece başlarını örtmekle kalmadıkları, bütün toplumsal yaşamlarının alabildiğine daraldığı, neredeye toplum dışına itildikleri ortada.
Üçüncüsü, 'Laiklik bir ideolojik söylem olarak önemli olsa bile, reel politika alanında önemini yitirmiştir' önermesinin pek de geçerli olmadığı söylenebilir. Ankara'da ve İstanbul'da meydanları dolduran milyonların derdi dış ödemeler dengesindeki açıklar, AB ile ilişkiler, işsizlik, dış borç ödemeleri, Irak'ın durumu.. filan değildi. En büyük, dertleri AKP iktidarı tarafından laikliğe karşı düşmanca bir tavır sergilendiği iddiasıydı. 'Ama bu algılama doğru değil' diyebilirsiniz, bunda haklı da olabilirsiniz. Belki AKP liderliğinin laikliğe karşı bir tavrı yoktur, böyle bir düşünceleri olsa bile bunu gerçekleştirecek güçleri bulunmamaktadır. Fakat önemli olan şey, büyük bir halk kitlesinin AKP'yi böyle anlaması ve bunu protesto etmek için meydanlara dökülmesidir. 'Türkiye laiktir, laik kalacak' diye bağıran insanların düşünceleri, bu kitlenin gerçekliğidir. O gerçeklik de, laikliğin önemli olduğu ve tehlikede bulunduğu inancıdır.
Dördüncüsü, senelerdir duymaya alıştığımız ve çok duyduğumuz için sorgulamadan benimsediğimiz şu önermenin pek de doğru olmayabileceği ihtimalidir: "Türkiye'de Atatürkçüler, Batı hayranı aydınların oluşturduğu küçük bir topluluktur, asıl halk Atatürkçülüğe karşıdır ve bunlar toplumun çok büyük kesimini oluştururlar."
Bir zamanlar belki bu önerme geçerliydi. Ama artık geçerliliğini yitirmişe benziyor. Meydanları dolduran milyonlar, genciyle, yaşlısıyla, kentlisiyle, köylüsüyle, işçisiyle patronuyla, erkeğiyle kadınıyla hep aynı şeyi söylüyor: Biz Atatürkçüyüz, laikiz ve öyle kalmaya devam edeceğiz.
Beşincisi, 'Atatürkçüler sivil siyasetten kaçınır, sırtını orduya dayayarak politika yapar' anlayışı vardı. Ama bu konuda meydanların verdiği mesaj çok açıktı: 'Ne şeriat istiyoruz, ne de askeri darbe!' Güçlenen ve kendisine güveni artan bir orta sınıfın (ki demokrasi de bütün dünyada onların eseridir) takınması gereken ve beklenen tavır da budur zaten.
Mitingler bir bakıma 'sivil muhtıra' gibiydi. AKP pek ciddiye almaz gibi gözüküyor, ama bu mitinglerin sergilediği potansiyel, askerlerin müdahalesinden çok daha fazla canlarını yakabilir diye düşünüyorum.
Bu mitingler Türkiye'nin aydınlık yüzüydü ve askeri müdahaleleri gereksiz kılan bir potansiyeli ortaya koyuyordu.