Az tüketenler hain midir?

'Daha az tükettik, o yüzden ekonomi yavaşladı, büyüme hızı düştü, ulusal gelirimizin artışında da yavaşlama oldu!' Dünkü gazetelerin çoğunda bu haber vardı.

'Daha az tükettik, o yüzden ekonomi yavaşladı, büyüme hızı düştü, ulusal gelirimizin artışında da yavaşlama oldu!' Dünkü gazetelerin çoğunda bu haber vardı. Az tüketenlerin kendilerini suçlu hissetmelerine neden olacak bir haber. Ben de çok az tüketirim. Örneğin cep telefonumun aylık faturası hep 10 liranın altındadır, bir ayakkabıyı senelerce giyerim, az yerim...
Demek ki ekonomik sorunların çıkmasında benim de katkım var. Vatan haini değilsem bile ona yakın bir şey olmalıyım.
Bu ekonomi anlayışında aksayan bir yan olmalı. Durmadan çoğalıyoruz, çılgınca tüketiyoruz. Kim daha çok tüketecek diye çılgınca yarışıyoruz. Tükettiğimiz şeye gerçekten ne kadar ihtiyacımız var, umurumuzda değil.
Eskiden çoraplar yamanır, ceketler tersyüz edilir, büyük çocukların giysilerini küçükler giyer.. ve azla idare edilerek yaşanırdı. Şimdi bir ürün henüz eskimeden çöpe atılabiliyor. Pahalı tüketim bir toplumsal statü simgesi olmaya başladı. Her taraf obez insanlarla dolu. Yalnız insanlar değil, toplumlar da obez artık, ekonomiler de.
Neyin pahasına? Tükenen doğal kaynakların, kirlenen çevrenin...
Sınırlı bir çevrede sınırsız insan iştahı...
Birkaç ay önce İngiltere'de yapılan bir araştırmada ineklerin çıkardığı gazların atmosfer kirliliğine yol açtığı sonucuna varılmıştı. İnsanlar bunu pek komik buldular. Ama aynı sonuca ulaşan Japon araştırmacılara kulak verirseniz bu durumun hiç de komik olmadığını görürsünüz.
Bu araştırma sonucuna göre, bir kilo etin üretim sürecinde çevreye verdiği zarar, bir otomobilin 250 kilometre giderek vereceği zarara eşit. Bu arada evdeki bütün ışıkları da yanık tutmanız koşuluyla! Çiftlik altyapısının yönetimi ve ulaşımın getireceği ek yük buna dahil değil!
Tüketime, israfa ve yarışmaya dayalı bu ekonomi anlayışıyla nereye kadar gidebiliriz? Hele de Çin, Hindistan, Brezilya gibi uyanan devlerin de tüketim yarışına katıldığı bir dünyada? Amerikalı pirzola yerken Çinliye 'Sen yeme' diyebilir misiniz?
Kaynakların tükenişinin ne anlama geldiğini bu yaz birazcık anlar gibi olduk: Susuzluk kapıya dayanınca. Ama korkarım bu sadece bir girizgâhtı...
İnsanlığın bu ekonomik modelle sonuna kadar gitmesi mümkün gözükmüyor. Savurganlığı değil, tutumluluğu öne çıkaran, tüketimi özendirmeyen, insanların temel gereksinmelerini karşılamayı hedefleyen yeni bir ekonomi anlayışına gereksinme var. (Tabii 'Temel gereksinme nedir' sorusunu yanıtlamak hiç de kolay değil!)
Felaket tellallığını sevmem ama, bu anlayış değişikliği olmazsa, işin sonu hiç de iyi gözükmüyor. Liberal ekonominin 'Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler' anlayışı yerine planlı ve devlet denetimli bir ekonominin, yarışma yerine dayanışmanın geçtiği yeni bir ekonomi anlayışı.
'İnsan doğasına uygun değil' mi dediniz? Bilmiyorum. Ama var olmaya devam etmenin başka yolu da kalmayacak görünüşe göre.