Baş seyisimiz Tayyip Erdoğan mı?

Bir okuru Hakkı Devrim'e soruyor: "Siyaset kelimesinin anlamı ölüm cezasının uygulanmasıdır, diye yazdınız.

Bir okuru Hakkı Devrim'e soruyor: "Siyaset kelimesinin anlamı ölüm cezasının uygulanmasıdır, diye yazdınız. Arapça bilen bir profesörden duymuştum, bu kelime 'seyis'ten gelmekte ve at binme sanatı anlamını taşımaktaymış."
Hakkı Devrim, 'siyaset sözcüğünün', 'politika' anlamına gelen içeriğini anlattıktan sonra siyasetin 'idam cezası veya idam etme' anlamına geldiğini de söylüyor.
Bilebildiğim kadarıyla Hakkı Devrim beyin söyledikleri doğrudur. Fakat bir-iki ekleme yapmak isterim.
Birincisi, 'siyaseten katl', yani idam cezası sadece padişahın verdiği cezalar için kullanılan bir terimdi. Kadıların yargıçlık ettiği mahkemelerde verilen idam cezaları için bu terim kullanılmazdı. Padişahın verdiği idam cezaları da herhangi bir yargılama ve temyiz usulüne tabi değildi. Padişah, 'Urun kellesini', 'Tiz çökertin şu rezili' dediği anda iş biterdi. Her zaman hazır ve nazır olan cellatlar hemen kartal gibi atılır, idamlık kişi çoğu kez direnç göstermeden kendisini cellatların kollarına bırakırdı. (Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Mustafa ayak diremiş, kolay kolay ölüme razı olmamıştı.) Belirli bir yargılama usulüne bağlanmadığı için de 'siyaseten katl' olaylarında sık sık adli hatalar işlenir, suçsuz kişiler öldürülürdü. Bu konuyu merak edenler, Ahmet Mumcu'nun 'Siyaseten Katl' adlı kitabına bakabilirler.
Dilimizde 'siyaset' sözcüğü ile 'idam' sözcüğünün anlamdaş olması, 'siyaseti' nasıl algıladığımızın da bir göstergesi olmalı. Rahmetli Turgut Özal bunun farkında olduğunu göstermek için arada bir dramatik bir ifadeyle, "İki gömleğim var"
derdi, "birisi bayramlık, diğeri idamlık!"
27 Mayıs darbesinden sonra bir veziri azamla iki vezirin (Hariciye Nazırı ve Maliye Nazırı) idam edilmesini bu tarihi olguların ışığında anlayabiliriz. Osmanlı'da bakanların dörtte üçünün görevine cellatlar son verdi. Bu yetmiyormuş gibi, siyaseten katledilenlerin mallarına da devlet tarafından el konurdu.
Belki de asıl sorulması gereken soru şudur: 'Politika' anlamına gelen 'siyaset' kavramı, neden 'seyislik'le ilgili kökenden gelen bir sözcükle karşılanmıştır da başka bir sözcükle ilişkilendirilmemiştir? Seyislikle ve ata binmekle politika arasındaki ilişki ne olabilir?
Bu sorunun yanıtını 'reaya' sözcüğünde bulabiliriz sanıyorum. Bu sözcük, bir hükümdarın yönetimi altında bulunan, vergi veren halk anlamına geliyordu. Önce Hıristiyan uyruklar için kullanılırken, sonra bütün halk için kullanılır olmuştu. Peki reaya sözcüğü nereden gelir? Onun kökeninde de 'raiyye' var, 'otlatılan hayvan sürüsü' ve 'vergi veren halk' anlamına geliyor!
Otlatılan hayvanlarla, vergi veren halk aynı sözcükle ifade ediliyorsa, bu halkı yönetmek için başvurulan yöntemlerin (ki bunlar arasında siyaseten katl de vardı) de 'seyislik' olarak adlandırılmasında şaşılacak bir şey olmamalı, değil mi?
Sözcükler hiç de gözüktükleri kadar masum değiller.