Başörtüsü ve cinsel ahlak

Kavramlar bir türlü yerli yerine oturmuyor. Bu durum, biraz düşünce savurganlığımızdan kaynaklanıyor, biraz da ortak paydalarda buluşmayı henüz beceremeyişimizden.

Kavramlar bir türlü yerli yerine oturmuyor. Bu durum, biraz düşünce savurganlığımızdan kaynaklanıyor, biraz da ortak paydalarda buluşmayı henüz beceremeyişimizden.
Dünkü Radikal'den bir haber: İstanbul Üniversitesi'nin tarihi rektörlük binası ve Beyazıt Kulesi turizme açılacakmış. Ama sadece yabancı turistlere. İÜ rektörvekilinin sözleri, neden yerli turistlere kapalı olduklarını açıklıyor: "Biz türbana kapalıyız. Burası kamusal alan... Yoldan geçen ve merak edenlerin girmesi söz konusu olamaz. Türbanlılarla poturluları dolduracak değiliz!"
Al bakalım, buyur burdan yak! Bu sözleri Türkiye'nin en büyük üniversitesinin rektörlük makamında oturan kişi söylüyor! Neresini düzelteceksiniz?
Birincisi: Kamusal alana türbanlı ve poturluların giremeyeceği nerede yazıyor? Bu kural nereden çıktı? Kısaca söylemek gerekirse, evimizin dışındaki her yer, kamusal alandır! Başını örten kadınların sokakta yürümesini de engelleyecek halimiz yok herhalde. Devlet yetkisini, erkini kullanan (polis, yargıç, öğretmen gibi) kişilerin dini ve siyasi simge takmaları yasaklanabilir (şu anda pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi). Ama başörtülü ve poturlu olduğu için insanların kamusal alana girmesini nasıl yasaklarsınız? Bu mantıkla, devlet hastanesine başvuran başörtülü ve poturlu kişilerin kapıdan içeri sokulmaması gerekecektir!
Kaş yapalım derken göz çıkarmak diye buna derim.
Bir üniversitenin asli görevi, yabancı turistlere hizmet vermeden önce, kendi başörtülü ve poturlu vatandaşlarının eğitilmesi, bilgilendirilmesi olmalıdır, değil mi? Ama zamanla her şey gibi bu anlayış da değişmiş belli ki. Hem de Atatürkçülük adına! Daha bir ay olmadı, Atatürk'ün
'başöğretmenliğinden' dem vuruyorduk. Başörtülülere ve poturlulara ders vermedi mi Atatürk?
Bir anlaşılmaz açıklama da Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'ndan: "AB sürecinde Batı'yla Müslüman toplumların belki de en ciddi çatışma
alanı 'cinsel ahlak' konusunda olacaktır. Çünkü, Batılı toplumların aile hayatı ve cinsel özgürlükler konusundaki kalıplarını İslam dünyasının kabullenmesi mümkün değil. Batı, kendi cinsel hayat ve özgürlük anlayışını model kabul edip İslam dünyasını buna uymaya zorlarsa sorun çıkar."
Diyanet İşleri Başkanı bir profesör. Aynen İÜ rektörü gibi. Ne dediğini iyi bilmesi gerekir.
Bu sözlere retorik olarak diyecek bir şey yok.
Sade vatandaşların hoşuna gidecek sözler bunlar. Kahrolsun ahlaksız Batı!
İyi de gerçek durum nedir? Kadınların yüzünü bile gösteremediği Afganistan, Arabistan gibi ülkelerden Paris'e uzanan bir 'cinsel özgürlük' haritası çizsek, şu andaki Türkiye'yi nereye koyardık? Paris'e mi daha yakın, Afganistan'a mı? Bölgeden bölgeye değişse de, sanırım Türkiye, Batı'ya daha yakın duracaktır.
Bugün bütün dünyadaki Müslümanların uyduğu tek bir cinsel ahlak kodu var mıdır? Hiç sanmıyorum. Aynı kişinin cinsel ahlak anlayışı bile zaman içinde nasıl değişiyor. Örnek olarak alın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı: Daha birkaç yıl öncesine kadar kadın eli sıkmayı en büyük günahlardan biri sayarken, şimdi önüne gelen kadının elini sıkmada bir sakınca görmüyor. Hatta eşinin elini yabancı devlet adamlarının öptüğü bile oluyor. Serin iklimli Afganistan'da kadınların yüzü bile perdeler arkasında gizlenirken, sıcak iklimli Senegal'in Müslüman kadınları yarı çıplak dolaşabiliyor.
Dünya değişiyor işte, farkına varmasak da, onaylamasak da, kızsak da, kurallar koyup yasaklasak da. Olan midemize oluyor. Değişimi hazmedemeyince ülsere yakalanıyoruz.