Baydemir, DTP, Meclis...

Önümüzdeki günlerde siyasal yaşamı en çok etkileyecek ve belirleyecek olan üç unsur var: Laiklik çerçevesinde odaklanan AKP-ordu ilişkisi, Kürt sorunu ve yeni anayasanın oluşumu.

Önümüzdeki günlerde siyasal yaşamı en çok etkileyecek ve belirleyecek olan üç unsur var: Laiklik çerçevesinde odaklanan AKP-ordu ilişkisi, Kürt sorunu ve yeni anayasanın oluşumu. Yeni anayasa bir bakıma bu sorunların gölgesinde oluşacak.
DTP'nin Meclis'te temsil edilmesi iyi mi olacak, kötü mü?
Sonuçta her iki olasılık da gerçekleşebilir.
DTP'nin Meclis'te yer alması Güneydoğu'nun sorunlarını daha iyi yansıtırsa, çözüm yollarını aydınlatırsa, Kürt politikacılara 'düz ovada siyaset' seçeneğini sunarsa, bölünmenin bütün topluma getireceği sıkıntılar yerine, sorunları ortak çabalarla çözmenin daha yararlı olacağını ortaya koyarsa, sonuç herkes için olumlu olacaktır.
Ama bunun tersi de olabilir. Taraflar üzüm yemek yerine bağcı dövmeye kalkarsa, aşırı militanca tavırları benimserse, mantıklı olmak yerine tribünlere oynarsa, sözün şehvetine kapılmaktan kurtulamazsa...
Yerden göğe küp dizseler, en alttakini çekseler olur!
Henüz bir şey söylemek için çok erken. Fakat Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in geçenlerde yaptığı çıkış DTP'nin bundan sonra benimseyeceği çizgiyi gösteriyorsa, çok kötü!
'Hayr umulur mu böyle bir gecenin seherinden' diye düşünmeden edemiyor insan. 'Savaşsa savaş, hodri meydan!' sözlerini okuyunca, "Tamam" diye düşünmeden edemedim, "Apo'nun boş koltuğuna aday olmalı!"
Aslında Osman Baydemir hükümeti eleştiriyor, 'Diyarbakır'a yeterli kaynak ayrılmıyor' demeye çalışıyordu. Belki haklıydı da. Fakat savaş ilanını andıran konuşmayı dinleyen kimse bu kentsel sorunu düşünmedi bile! Bu kışkırtıcı konuşma Diyarbakır halkına ne kazandırdı, bilmiyorum.
Osman Baydemir'e şan kazandırmaktan başka bir işe yaradığını da sanmıyorum.
Başbakan'a gelince, o da yüksekten alan bir konuşma yaptı, "Laf üretme, iş üret" dedi.
Böyle diyeceğine, "Osman bey, buyurun gelin, sıkıntılarınız nedir, anlatın, çözmeye çalışalım" dese daha doğru olmaz mıydı?
Diyarbakır şu anda Türkiye'nin en sorunlu kenti.
İşsizlik diz boyu. Sosyal hizmetler yetersiz. Osman Baydemir o şanssız konuşmayı yapmasa bile, hükümetin zaten bu sorunlara el atması zorunlu değil midir?
Bu arada savcılar da boş durmadı, Baydemir'in konuşmasını incelemeye aldı. Sonunda büyük bir ihtimalle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden dönecek olan böyle bir davanın neye yarayacağını da anlayabilmiş değilim.
Meclis, siyasal partiler, belediyeler, mahkemeler... Hepsi kurumlardır. Bu kurumlara can verenler insanlardır. İnsanlar, niyetleriyle, kültürleriyle, beklentileriyle, iradeleriyle bu kurumları harekete geçirir, değişen toplumsal koşullara uymasını sağar.
Sonuçta sorumluluk insanların omzundadır!
Her söylediğimizin, her yaptığımızın sorumluluğunu taşırız. Nihai yargıç olan tarih önünde!