Betonarmeden daha dayanıklı

'Babam doktordu. Antakya'ya atanmıştı. Kente geldik, dairemize yerleşmeye çalışıyoruz. Akşama doğru kapı çalındı, karşı komşunun kızı kapıda.

'Babam doktordu. Antakya'ya atanmıştı. Kente geldik, dairemize yerleşmeye çalışıyoruz. Akşama doğru kapı çalındı, karşı komşunun kızı kapıda.
'Annem kenefe yaptı' dedi komşu kızı, 'sizi çağırıyor, gelsinler beraber yiyelim, diyor!'
Bunu duyunca annem çok kızdı, 'Git annene söyle, kendi yaptığını kendisi yesin!'
Sonradan öğrendik ki, meğerse Antakya'da 'künefe'ye 'kenefe' denirmiş!'
Bir arkadaşımdan dinlemiştim bu öyküyü.
Mersin'de de künefeye 'peynirli kadayıf' denir. "Künefe Antalya'da çıkmıştır, en hası Antalya'da yapılır" denirse de inanmayın. Künefenin en iyi yapıldığı yer Mersin'dir.
Ne zaman Mersin'e gitsem, ilk uğradığım ve son uğradığım yer peynirli kadayıfçı olur.
Senelerdir Mersin'e gitmemiştim.
Doğup büyüdüğüm yerleri görmek için dayanılmaz bir istek duyuyordum.
Geçenlerde gitme fırsatı buldum.
Önce mezarlık ziyareti. Ölenlerin mezarlarında oturup ziyaretçi beklemediklerini, ruhlarının başka boyutlarda yaşamaya devam ettiklerini düşündüğüm halde mezar ziyareti yaptım. Dua okumam. Bilmem de, inanmam da. Ama sevgi ve özlem mesajlarını, iyi dileklerimi iletirim ve ölüp gitmiş dostlarımızın bizi duyacaklarına inanırım.
Mezarlığın orta yerinde gayrimüslim mezarlığı var. Misyoner kesmeyi marifet sayanların yaşadığı bir ülkede iyi bir işaret olmalı diye düşünüyorum.
Kent alabildiğine büyümüş. Kanserli bir büyüme. Daracık yollara devasa apartmanlar dikilmiş. Bir de ne işe yaradığı belli olmayan, çevresiyle uyumsuz düşen bir garip gökdelen dikmişler. Bence yeri de delmiş, göğü de!
Çocukluğumun geçtiği evleri buldum.
Daha doğrusu o evlerden artakalan şeyleri. Doğduğum ve 10 yaşına kadar yaşadığım yere bir dönerci lokantası açılmış! Polyester masalar, sandalyeler, cırtlak renkli tabelalar. Dönerci bizi görünce pek memnun oldu, "Ooo, buyursunlar efendiiim, nefis dönerimiz var!"
"Bir şey yemeyeceğiz" dedim, bir an duraksadım, söylesem mi, söylemesem mi, ama önümdeki binaya neden öyle bakıp durduğumun bir açıklaması olmalıydı. "Şey" dedim, "burası benim doğup büyüdüğüm yer, nice anılar gizli burada."
Bir şey demeden sırtını dönüp gitti.
Para etmeyen anıları ne yapsın?
Ama bir şey hoşuma gitti: Mersin Lisesi'nin girişinde merdivene ünlü ressam Haşmet Akal'ın yaptığı bir resim vardı, çocuğun gelişme evrelerini gösteren. O resim yerli yerinde duruyordu.
Anılarımız, betonarmeye rağmen ayakta, yaşamaya devam ediyor gizlice.