Bildiğimiz eski emperyalizm işte!

Küreselleş-meyle birlikte sanki yeni bir dünya doğuyordu. Artık eski tür kaba saba emperyalizm sona erecek, sömürü olsa bile daha nazikçe, fazla kırıp dökmeden, 'yeni emperyalizm' denen yöntemlerle yapılacaktı bu iş.

Küreselleşmeyle birlikte sanki yeni bir dünya doğuyordu. Artık eski tür kaba saba emperyalizm sona erecek, sömürü olsa bile daha nazikçe, fazla kırıp dökmeden, 'yeni emperyalizm' denen yöntemlerle yapılacaktı bu iş. Ne de olsa dünya pek küçülmüş, kaderlerimiz birbirine bağlanmıştı.
Ama dördüncü yılına basan Irak işgali eski tür sömürgeciliğin, en azından şimdilik pek de değişmediğini gösterdi. Hâlâ böl ve yönet taktikleri, hâlâ kaba kuvvet gösterileri, hâlâ doğal kaynakları talan etme telaşı. Bildiğimiz emperyalizm, 'neo'su filan yok!
16 Mart'ta Radikal'de ilginç bir makale yayımlandı. Petrol endüstrisini takip eden 'Oil Change International' adlı kuruluşun analizcisi olan Antonia Juhasz'ın 'Irak petrolü peşkeş çekiliyor' başlıklı yazısı.
Juhasz, dünya petrol piyasasında dört Batılı şirketin adının geçtiğini (ExxonMobil, Chevron, Shell ve BP) ve bu şirketlerin Irak petrolüne göz diktiğini söylüyor. Ve şunu ekliyor:
"Irak Parlamentosu'nun önüne bu ay gelecek yeni petrol yasası onaylanırsa bu şirketlerin amaçlarına ulaşmasına epey yardım edecek. Irak hidrokarbon yasası, petrolün büyük bölümünü hükümetin münhasır denetiminden çıkarıp, birkaç nesil boyunca uluslararası petrol şirketlerine açacak...
Yeni yasa... petrol sanayisini... Amerikan petrol şirketlerine kapalı tutan millileştirilmiş bir model olmaktan çıkarıp, uluslararası şirketlere tamamen açık ticari bir endüstri sahası haline getiriyor. Irak Milli Petrol Şirketi ise ülkedeki bilinen 80 petrol sahasından 17'sinde münhasır kontrole sahip olacak ki, bu, bilinen sahaların üçte ikisinin ve keşfedilmeyenlerin hepsinin yabancı denetimine açılması demek.
Diğer yandan İran, Kuveyt ve Suudi Arabistan millileştirilmiş petrol sistemini sürdürüyor ve petrol sektöründe yabancı denetimine karşı yasak uyguluyor."
Anımsayabildiğim kadarıyla bu kavga Musaddık zamanında İngiliz petrol şirketinin devletleştirilmesiyle (1951) başlamış ve İran'da Başbakan Musaddık'ın devrilmesiyle devam etmişti.
Haydi o günler 'eski' sömürgecilik dönemiydi, geçti gitti diyelim, ama Irak'ta olup bitenler böyle düşünmeyi zorlaştırıyor.
Amerika'nın niyeti gerçekten 'petrol' ise, daha çok savaşa tanık olacağız demektir. İran'a yönelen tehditleri de buna göre yeniden değerlendirmek gerekecektir.
Ortadoğu'ya demokrasi getireceği söylenen 'BOP'un çok masum olduğuna kimse inanmamıştı zaten. Irak'ta olup bitenlerden sonra 'demokrasi' daha az inandırıcı, daha uzak bir ihtimal gibi gözükecek.
Aslında ABD'nin müttefiki İngiltere bu konularda çok ustadır. Üzerinde güneşin batmadığı bir imparatorluk kurmuştu. ABD'ye danışmanlık ederek eski ihtişamına kavuşamasa bile eski günlerin hasretini giderebilir.
Bize gelince maceradan, hele Amerika'nın ve Avrupa'nın petrol şirketlerine yarar sağlamaktan başka bir işe yaramayan maceralardan kaçınmalıyız. 'ABD tek kutuplu dünyanın devidir, kutup ayısıdır' diye ABD'yi çok da şişirmeyelim.
Vietnam'da perişan olduğu gibi Ortadoğu'da da perişan olabilir. Hiç belli olmaz!