Bilim ve ateizm

'Tabii ki isteyen ateist olabilir. Bunu savunabilir, yaymaya çalışabilir de. Sorun, bilimin ateist bir temele oturtulması gerektiğinin savunulmasıdır.

'Tabii ki isteyen ateist olabilir. Bunu savunabilir, yaymaya çalışabilir de. Sorun, bilimin ateist bir temele oturtulması gerektiğinin savunulmasıdır. Sayın Alkan'ı sanırım en çok bu yönden eleştirmem gerekiyor. Çünkü 11 Temmuz 2003 tarihli sütununda 'Bilim, bir düşünce etkinliği olarak zaten ateizmi varsaymak zorundadır,' diye yazmıştı. Oysa bilim yüzyıllar boyunca Allah'ın varlığını kabul ederek yapılagelmiştir. Modern bilimin Keppler, Galileo, Newton, Cuvier gibi kurucularından hiçbiri ateist değildi... Bu bilim geleneğini değiştiren, 19 yüzyıldaki bazı materyalist teorilerdir. Darwinizm de bunların başında gelir."
Sayın Mustafa Akyol, Zaman gazetesinin 4 Kasım tarihli sayısında beni eleştirmek için bunları yazmış. Yazısının başlığı da, 'Bilimi ateizmden kurtarmanın zamanı geldi.'
Önce sayın Akyol'a son derece beyefendi ve kibar üslubundan dolayı teşekkür etmeliyim. Günümüzde küfürleşmeden konuşamayan insanların bulunduğu bir ortamda ender görülen bir meziyet sahibi.
Ben, 'bir düşünce etkinliği olarak' bilimin ateizmi varsayması gerektiğini söylemişim.
Buradaki sözcükleri elbette boşuna kullanmadım.
'Bir düşünce etkinliği olarak bilimden' söz ederken, bilim adamının kendisini değil, bilimsel düşünceyi ve bilimsel araştırma sürecinde kullanılan yöntemi kastettiğim çok açık olmalı.
Önemli olan şey, Keppler'in veya Galileo'nun Tanrı'ya inanıp inanmamaları değildir. Önemli olan şey, bilimsel araştırmalarında nedensellik bağını araştırırken maddi dünyadaki ilişkileri bir tarafa bırakıp, 'Zinayla bina çoğaldığı için deprem oluyor', türünden 'bilimsel' genellemeler yapıp yapmadıklarıdır. Akyol'un eleştirdiği cümlemde, bunu vurgulamak için 'Bir düşünce etkinliği olarak bilim,' dedim, 'bilim adamı' demedim. Ayrıca Akyol'un listesine bir ekleme de ben yapayım: Darwin de Tanrı'ya inanırdı! Ama bilimsel yöntemi uygularken "Türler, Tanrı'nın istediği biçimde ve istediği için böyle evrildiler," demedi. Belki böyle düşündü, ama bilimsel anlayışa ters düşeceği için bunu söylemedi.
Kısacası, bilim adamının Tanrı'ya inanması başka bir şey, bilimsel araştırma yönteminin ateizmi varsayması başka bir şeydir. (Akyol'un eleştirdiği cümlede kullandığım 'varsayma' ifadesi de rastgele değildir. 'Varsayım', bir şeyin mutlaka var olduğu anlamına gelmez.)
Akyol'un yazısının başlığında söylediği gibi 'bilimi ateizmden kurtarmak,' bilimsel yöntemi ortadan kaldırmak anlamına gelecektir.
İlginç bir biçimde, Akyol, yazısının sonunda benimle aynı görüşü paylaşıyor: "O (Tanrı) farklı bir düzlemde vardır ve nasıl var olduğu sorusunu, salt elimizdeki verilerden yola çıkarak yanıtlayamayız. Aynı mantıkla evrendeki tasarım bize bir yaratıcının varlığını gösterir. Ama o BİLİMİN ALANI DIŞINDADIR. Buna ancak dinler -ve eğer önemsiyorsanız felsefeler- aracılığıyla cevap aranabilir. Dolayısıyla Türker Alkan'ın bu konudaki itirazı da bence temelsizdir."
Akyol, benim büyük harflerle vurguladığım ifadesinde gayet güzel belirtmiş: "Tanrı'nın varlığına ilişkin tartışmalar bilim alanının dışındadır," diyor. Benim de söylediğim bundan ibaret. Bu nedenle, bilimsel çalışma bir yöntem olarak ateizmi varsaymalıdır, demiştim.
Şimdi anlamakta zorlandığım nokta şudur:
Nasıl oluyor da, hem "Tanrı'nın varlığını kanıtlamak veya yalanlamak bilimsel alanın dışıdadır," diyeceğiz, hem de 'Bilimi ateizmden kurtaralım,' çağrısı yapacağız... Bir çelişki yok mudur bu işte?