Bilimsel aşırmalar

Son zamanlarda üniversitelerle ilgili iki haber dikkati çekiyor. Birinci habere göre Türk üniversitelerinde bilimsel verimlilik artmıştır.

Son zamanlarda üniversitelerle ilgili iki haber dikkati çekiyor. Birinci habere göre Türk üniversitelerinde bilimsel verimlilik artmıştır. Dünya üniversiteleri arasında bilimsel üretkenlik sıralamasında üst kademelere doğru tırmanıyoruz. Bu iyi haber. Kötü habere gelince, üniversitelerimizde 'intihal' olayları artmaktadır! İntihal, yani başkasının yayınından kaynak göstermeden 'aşırma'!
Türk üniversitelerinin bilimsel yayınlardaki ilerlemesini ne ölçüde intihallere borçluyuz, araştırmaya değer.
Son intihal olayı dünkü Radikal'de yer aldı. Selçuk Üniversitesi Matematik Bölümü öğretim üyelerinin karıştığı bir olay. Anlaşılan, bu bölüm öğretim üyelerinin açığa çıkan ikinci olayı. Birincisi, uluslararası bir matematik dergisinin ağustos sayısında açıklanmış, Türk öğretim üyelerinin intihal içeren makalelerini yayımladıkları için okurlardan özür dilenmişti.
İkinci intihal olayının kahramanları gene Selçuk Ü. Matematik Bölümü öğretim üyeleri. İki hoca, aynı bölümdeki diğer iki hocanın makalesini kaynak göstermeden kullanmışlar ve makalelerini Selçuk Üniversitesi'nin dergisinde yayımlamışlar!
Gerisi bildik hikâye. Makalesinden alıntı yapılan hocalar rektörlüğe şikâyet ederler. Komisyon kurulur, 'İntihal vardır' raporuna rağmen soruşturma başlatılmaz. Ta ki olay YÖK'e yansıtılır, YÖK talimat verir ve soruşturma başlatılır!
Bu olaylar sıradan hale geldi. Daha birkaç ay oluyor, bazı ODTÜ öğretim üyelerinin adının karıştığı bir intihal olayında genç öğretim üyelerinin 30'u aşkın makaleye imza attıklarını görmüştük. Tabii çoğunda ciddi intihal kuşkusu vardı!
İntihal aslında yaygın ve evrensel bir olaydır. Dünyanın en iyi üniversitelerinde bile görülebilir. Yalnız bizde görülme sıklığı çok yüksek ve genellikle ciddi bir yaptırımla cezalandırılmıyor. 'Olur böyle vakalar!' havası hâkim. Çok uzağa gitmeye gerek yok, bundan önceki Başbakanlık Müsteşarı olan zatı anımsayın: Üniversitede intihal eseri yayın yaptığı saptandığı halde müsteşarlık görevini sürdürdü ve hatta ödül olarak milletvekili seçildi!
Bizdeki intihallerin bir diğer özelliği, çok yakın kişiler arasında geçmesidir. Aynı bölümde veya fakültede görevli olan, birbirini senelerdir tanıyan kişilerden birisi, diğerinin emeğini destursuzca sahiplenmektedir. Bir seferinde çok ünlü bir hocamız, gene çok ünlü bir başka hocamızın kitabından intihal yoluyla, kaynak göstermeden yararlanmıştı. Öyle bir-iki satır veya sayfa değil, yüzlerce sayfayı, olduğu gibi, noktasına virgülüne dokunmadan kendi kitabına almıştı.
Bu da yetmemiş, yeni çıkan çalıntı kitabını eserinden aktarma yaptığı hocaya imzalayarak vermişti!
Sonra ne mi oldu? Kıyamet koptu tabii ve hiçbir şey olmadı!
Üzerinde düşünülmesi gereken soru şudur: Neden aynı bölümde veya fakültede bulunan öğretim üyeleri birbirinden intihal yapar? Foyalarının hemen meydana çıkacağından hiç mi korkmazlar?
Neden kıyıda köşede kalmış bir yabancı kaynağı kullanmazlar?
Bu sorunun olası yanıtı şudur: Fazla korkmazlar, çünkü bizdeki hocalar birbirlerinin yayınlarını pek izlemezler!
İkinci soru: Birbirlerinin yayınlarını en azından doçentlik ve profesörlük jürilerinde okumak zorunda kalmazlar mı?
Yanıtı: Okurmuş gibi yaparlar, fakat çoğu o jürilerde de gerekli okumayı yapmaz.
Kısacası, üniversitelerimizin tek sorunu türban değildir!