Bilimsel muhtıra

Ahmet Işıkara'yı lise yıllarından tanırım. Sınıfımızın en çalışkanlarından biriydi.

Ahmet Işıkara'yı lise yıllarından tanırım. Sınıfımızın en çalışkanlarından biriydi.
Bir de Ayşe Merzeci vardı, çalışkan ve ciddi. Ahmet bir şey diyeceği zaman sırasından kalkar, sakin ve kendinden emin bir üslupla tane tane söylerdi söyleyeceklerini. Hâlâ öyle.
Geçen gün Deprem Dede olarak sırasından kalkıp usulca, bağırıp çağırmadan konuşmuş: "1 Mayıs 2003'ten bu yana 6 ve 6.9 büyüklüğünde deprem olmadı. 12 Kasım 1999'dan sonra da 7'nin üzerinde deprem yok. Bu veriler, bu depremin olması gerektiğini söylüyor. Ama olmadı. Onun için rahatsız oluyorum. Ama deprem olacak!"
Hep askerlerden muhtıra (anımsatma) gelecek değil ya, bu da bilim adamının muhtırasıdır! Gülüp geçmeyin lütfen, yaratacağı sonuçlar bakımından askeri muhtıradan beter olabilir!
Ahmet Işıkara ve diğer deprembilimciler söylüyor da ne oluyor? Hiç! En korkulan yer İstanbul. Ama depremden hasar göreceği tahmin edilen binlerce binayı depreme dayanıklı hale getirmek için yürütülen ciddi bir çalışma yok!
Çalışma olmadığı gibi, tam tersine, deprem kuşağında, fay hatlarının üzerine bina yapılıyor. TÜBİTAK toplantısı için Kuşadası'na gelen bilim adamları kaldıkları otelin heyelan bölgesinde olduğunu görünce dehşete düşmüş. Fay hattına 25 metre mesafede 4 bin 325 konut yapıldığını görünce daha da şaşırmışlar.
Doğayla şaka olmayacağını hâlâ öğrenemedik. Sonbahar geldi, sağanak halinde yağan yağmurlar, dere yatağına yapılmış evleri önüne katıp sürüklüyor, vatandaşlarımız perişan: 'Bu ne biçim belediye?'
Dünyada bu konuda iki yaklaşım var: Japon ve Türk yaklaşımları. Japonlar depreme ve doğal afetlere karşı bilimsel ve teknolojik önlemler alıyorlar. İnşaat tekniklerini geliştiriyor, inşaat yapılacak zeminlerin özelliğini dikkate alıyorlar. Bu alanda başarılı olduklarını kabul etmemiz lazım.
Türk yaklaşımı ise daha çok iman gücüne ve 'Bize bir şey olmaz abi' felsefesine dayanıyor. Bir de, 'Halkımız nasıl olsa unutur, hesap sormaz, şimdi durup dururken deprem önlemi diye başımıza iş açmayalım' düşüncesi etkili oluyor.
İman gücümüzün en güzel örneği sular bitmeye yüz tutunca Ankaralıların belediyenin teşvikiyle yağmur duasına çıkmaları olmuştur. Aslında fena da olmadı. Sonunda yağmurlar başladı. Üç ay gecikmeli de olsa edilen dualara bir yanıt geldi sayılır.
Belediyeler evleri depreme karşı sağlamlaştırma gibi işlere kafa yormadığına, tam tersine fay hattı üzerinde binlerce konutun yapılmasına izin verdiğine göre, bir bildikleri olmalı.
Bakarsınız deprem duasına çıkarlar. Veya bürokratik önlemler alırlar. Örneğin Adana'daki beldiyelerden birisi, İzmit depreminden sonra paniğe kapılmış fay hattının yerini değiştiren bir kararı belediye meclisinden geçirmişti!
Sevgili Ahmet, sen hâlâ 'En hakiki mürşit bilimdir' sanıyorsun galiba. Geçti dostum.
En hakiki mürşit paradır artık!