Bir araç olarak din!

Erdoğan kendi geçmişiyle hesaplaşmaktan sürekli kaçıyor ve hep mantık oyunları yapıyor.

Sayın Erdoğan bir 'araç' derdinde. Demokrasi araçtır, laiklik araçtır, hatta (tövbe tövbe) din bile ona göre araçtır! "Bir seçim uğruna ya Rab, ne araçlar çıkıyor!" demeden edemedim.
Bütün sorun, 'Demokrasi tramvay gibi bir araçtır, istediğimiz durakta ineriz' sözünden çıktı. Aslında bu benzetme Refah Partililer için hiç de yabancı değildi. Erbakan'ın "Geleceğiz, bütün mesele gelişimiz kanlı mı olacak, yoksa kansız mı" özdeyişiyle özetlenmişti. O yıllarda RP'nin önde gelen isimlerinden olan Erdoğan'ın, Erbakan'a tepki olarak, "Demokrasi tramvayında kan dökülmez" dediğini anımsamıyorum doğrusu.
Tam tersine, RP'li gençlerin en sevdiği sloganlar arasında demokrasiye karşı söylenenler vardı: "İlahi düzen gelecek, beşeri sistemler (yani demokrasi) çökecek" der dururlardı. Hemen hepsine göre gerçek Anayasa Kuran'dı. İnsanlar yasa yapamazdı.
"İyi ama bütün bunlar bir kâbustu, geride kaldı" mı diyorsunuz? Bana hiç de öyle gelmiyor. AKP önde gelenlerinin eşlerinin üniformayı andıran bir örnek giysileri, önemli görevlere atananların eşlerinin hemen hepsinde türban simgesinin varlığı, 'dindar olan ve mason olmayan cumhurbaşkanı seçeceğiz' söylemleri...
Her şey yavaş yavaş birikti...
Şimdi Sn. Erdoğan soruyor: "Dört yılda ne değişti ki laiklik mitingleri yapılıyor?" Buna 'Tecahüli arifane' denmez de ne denir?
'Demokrasi tramvaydır' görüşüne Erdoğan'ın bir zamanlar bütün kalbiyle katıldığına inanıyorum. Şimdi 'Din de araçtır, laiklik de araçtır...' diye kafaları karıştırmaya çalışsa da, 28 Şubat'a kadar, demokrasiyi, katlanılması gereken bir felaket olarak görüyordu. Aslında Milli Görüş'ün pek çok yerde demokrasiyi 'Siyonist oyunu' olarak gördüğüne de tanık olduk.
Milli Görüş hareketinin önde gelen isimlerinden birisi olarak Erdoğan 'Yanılmıştım' diyebilir ve neden yanıldığını açıklamaya çalışabilirdi.
Ama onu yapmıyor, kendi geçmişiyle hesaplaşmaktan sürekli olarak kaçınıyor, bir zamanlar inanarak söylediği şeyleri şimdi yadsımak için olmadık mantık oyunlarına baş vuruyor.
'Demokrasi, laiklik ve din, insan mutluluğunun birer aracıdır' önermesi Erdoğan tarafından ne kadar ciddi olarak yapıldı, bilmek mümkün değil. Fakat bu önerme sorun cephesini genişletmekle birlikte gerçekte bir çözüm getirmekten çok uzaktır.
İnsan mutluluğu nedir? Nasıl sağlanır? Birden fazla mutluluk anlayışı, hedefleri ve araçları olursa ve bunlar arasında çelişki bulunursa, bu açmazdan nasıl kurtulacağız? Demokrasi, laiklik ve dini feda ederek sorunlarımızı çözebileceklerini söyleyenler çıkarsa ne olacak? Buna benzer sorular her zaman öne çıkacaktır.
Felsefe çoğu kez, basit gözüken sorulara (örneğin, 'mutluluk nedir, nasıl sağlanır?') karmaşık yanıtlar verme sanatına dönüşebilir. Başbakan Erdoğan'ın 'Laiklik, din ve demokrasi mutluluğun aracıdır' önermesi de öyle kolaylıkla uygulanabilecek bir formül olmayabilir. Maazallah Başbakan'ın bu sözlerini okuyan ve etkilenen binlerce kişi yarın dese ki, "Başbakan, dinin bir araç olduğunu söylüyor. Biz bu araçtan inmek istiyoruz. Müsait bir yerde durur musunuz?"