Bir eğlence olarak demokrasi

Bertrand Russell'a göre ortaçağda cadı yakma eylemlerinin o kadar yaygın olmasının bir nedeni insanların can sıkıntısıydı!

Bertrand Russell'a göre ortaçağda cadı yakma eylemlerinin o kadar yaygın olmasının bir nedeni insanların can sıkıntısıydı! Özellikle kırsal alanlarda yapacak fazla bir şey bulamayan, hayatlarında bir yenilik bulunmayan insanlar için cadı yakmak çok ilginç ve heyecan verici bir olaydı. Günlerce anlatılacak, renksiz yaşamlarına renk katacak bir olay.
Çağdaş insan bu bakımdan daha şanslı gözüküyor. Günümüzde sıradan insanın yaşamını renklendirecek pek çok şey var. Büyük kent yaşamının göz kamaştıran yenilikleri, seyahat olanakları, ilgi alanlarına göre oluşan dernekler, sinema, televizyon, bilgisayar, internet, konserler, konferanslar, toplantılar, spor karşılaşmaları...
Say say bitmez. Ama gene de yalnızlaşan ve bireyselleşen insanların bitip tükenmeyen bir can sıkıntısı var. Depresyon, çağımızın en yaygın hastalıklarından birisi. Sürekli, müzminleşmiş bir can sıkıntısı hali yaygın.
Acaba demokrasilerin temel unsuru olan seçimlerin bu müzmin can sıkıntısını bir süre için olsun giderme işlevi de var mı diye düşünmeden edemiyorum bazen.
Daha seçim kararı alınmadan cümbüş başlıyor. "Erkek olan çıksın meydane," diye elense çekmelerle, peşrevlerle başlıyor gösteri. Sonra seçim kararı alınıyor. Herkes karşısındakinden korkmadığını göstermek için basıyor 'evet'i.
Hatta son 'Cumhuriyet mitinglerinde' olduğu gibi meydan okuma milyonlarca kişilik festival havasındaki toplantılarla da yapılabiliyor. İnsanlar o mitingler sayesinde bir davaya sarıldığını, geniş bir kitleyle bütünleştiğini hissediyor.
Sonra yarışın ilk aşaması geliyor, adayların belirlenmesi. Uykusuz geçen geceler, iddialar, dedikodular, televizyonlarda gece yarılarına kadar uzanan tartışmalar... Kazananlar, kaybedenler, sınırda kalanlar...
Fakat gerilimin daha başlangıcıdır bu.
Daha sonra parti mitingleri, mahalle toplantıları, kapı kapı dolaşan partililerin evimize taşıyacağı seçim havası vardır. Ve bitip tükenmeyen kamuoyu yoklamaları gelir.
Miting meydanlarındaki afişler, resimler, sloganlar, balonlar, bayraklar, bağırmaktan boğazı şişmiş taraftarlar, kenti esir alan müzik yayınları, marşlar...
Sonra düş kurmalar: Seçimi bir kazanırsak, ohoo sorma artık, bizi tutabilene aşk olsun!
Oy verme kuyruğunda bekleyişler, sohbetler, seçim gecesi televizyon başında gerilimli sabahlamalar...
Sonra küfretmeler, raksetmeler, kavgalar, umutlar, düş kırıklıkları ve sonunda normal yaşama (o nasıl bir şeyse) dönüş...
Demokrasinin işlevlerinden birisi yaşamımızı böylece renklendirmesidir belki de. Gerçi diktatörlüklerde de benzer şeyler yapmaya çalışırlar. Futbol takımları, yarışmalar, törenler, liderlerin bitip tükenmeyen nutukları, resmi geçitler, heykeller, resimler, marşlar...
Ama hiçbirisi demokrasideki doğallığın yerini tutamaz işte.
Evet, eğlence başlıyor!