Bir kuma olarak İngiliz Kraliçesi

Diplomasinin kendine özgü bir dili vardır. Ondan da ancak diplomatlar anlar. Virgülü veya ünlemi öyle bir yere koyarlar ki, sizin benim gibi faniler hikmetini anlayana kadar savaş çıkar veya barış olur!

Diplomasinin kendine özgü bir dili vardır. Ondan da ancak diplomatlar anlar. Virgülü veya ünlemi öyle bir yere koyarlar ki, sizin benim gibi faniler hikmetini anlayana kadar savaş çıkar veya barış olur! Onun için diplomatların ne dediğini anlamak için bir başka diplomatın çevirmenliğine başvurmak en iyi yoldur bence...
Sayın Erdoğan, ABD'ye giderken çok hassas konularda görüşmeler yapacağı için diplomatlarımız tarafından sıkı bir biçimde hazırlanmış olmalıydı. Çocuk oyuncağı değil bu: ABD tarafından işgal edilmiş bir ülkeye sınır ötesi operasyon düzenlenecekti ve bu konuda ABD Başkanı Bush'tan yalnız anlayış değil, aynı zamanda destek istenecekti.
Bütün bunları diplomasi diline çevirmek gerekiyordu.
Hele Erdoğan'ın futbola dayanan kariyeri düşünülürse, böyle bir yönlendirme daha da büyük önem taşıyordu.
Sayın Erdoğan'ın AKP'nin Merkez Yönetim Kurulu'nda yaptığı konuşmadan anlaşıldığına göre bu konuda hiçbir zorluk çekmemiş.
Bush'a 'Merhaba' deyip yanağına bir öpücük kondurduktan sonra koltuğuna oturup arkasına yaslanan Erdoğan gecikmeden diplomasideki ince hünerini ortaya döküvermiş: "Sayın Başkan, haberiniz oldu mu bilmiyorum, ama övünmek gibi olmasın ben Kasımpaşalıyım!"
Böyle bir saldırı beklemeyen Bush'un beti benzi atmış, "İşte ben de bundan korkuyordum" demiş zavallı Bush, "bana baba nasihatıdır, 'Evladım' derdi babam, 'herkesle kavga et, ama sakın bir Kasımpaşalıyla kavgaya tutuşma!' Yürüyüşünüzden anlamalıydım Kasımpaşalı olduğunuzu! Gerçi ben de Teksaslıyım ama..."
"Sayın Bush, çocuk gibi konuşmayın, Kasımpaşa'nın yanında Teksas'ın esamisi mi okunur! At sırtında inek sürülerine bakmanın dışında ne bilirsiniz?"
"Valla haklısınız galiba. Dileyin benden ne dilerseniz. Bir Kasımpaşalıya karşı çıkacak halimiz yok ya!"
Konuşmanın üç aşağı beş yukarı öyle cereyan ettiği söyleniyor. Sonuç ortada: ABD ağırlığını bizden yana koymaya, istihbaratı paylaşmaya karar verdi. Bunları işitince, "Vay canına" dedim, "diplomasinin dili o kadar da karmaşık değilmiş."
'Açık yürekli diplomasi dili' denebilecek bu dili benimseyen başkaları da var. Örneğin Venezüella Devlet Başkanı Chavez geçenlerde yapılan bir uluslararası toplantıda, İspanya'nın eski Başbakanı Aznar'ın 'bir faşist' olduğunu söyleyince, İspanya Kralı Juhan Carlos tarafından 'Sen çeneni kapatsana!' diye azarlandı!
Chavez bu, kimse onun ağzını kapatamaz! "Aznar seçimle gelmiş bir başbakandı" diyen İspanya'nın Dışişleri Bakanı'na hemen cevap verdi: "Hitler de seçimle başa geçmişti!"
Chavez'in 'açık yürekli diplomasi' konusunda çok başarıları var. Örneğin Başkan Bush'uh bir aptal ve eşek olduğunu söyleyen de odur!
Fakat bu konuda kimse Uganda'nın eski diktatörü İdi Amin ile yarışamaz! Ülkesinde yaşayan azınlıkları ve kendisine muhalefet edenleri baskı altında tutan bu adam, aklına gelen her şeyi fütursuzca söylemesiyle ün kazamıştı. Hemen hemen her gün gazeteler İdi Amin'in yumurtladığı bir cevherin haberini verirdi. Düşünebiliyor musunuz, bir seferinde İngiliz Kraliçesi'ne evlenme teklifinde bile bulunmuştu!
İngiliz Kraliçesi basın aracılığıyla yapılan bu evlenme teklifine ne mi dedi? Bilmiyorum, Kraliçe'nin yanıtı basında yer almadı. İdi Amin mi? O zaten beş kadınla evliydi.
Niyeti, İngiliz Kraliçesi'ni kuma yapmaktı! Ama olmadı işte.