Bir Mevlana öyküsü

Mevlana'yı hep o ünlü sözleriyle anımsarız: "Gel yine gel, Mecusi de olsan...

Mevlana’yı hep o ünlü sözleriyle anımsarız: “Gel yine gel, Mecusi de olsan, putperst de olsan yine gel, dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir!” Elhak, güzel sözler!
Geçen gün ‘Mevlana’dan Düşündüren Hikâyeler’ başlıklı bir kitap ilişti gözüme. Şaban Karaköse’nin Mesnevi’den derlediği öykülerden oluşan bir kitap.
İlk öykü, bir cariyeye âşık olan padişaha dair. Bu padişah, yolda giderken çok güzel bir cariye görür ve âşık olur. Cariyeyi sahibinden satın alır, kendi odalığı yapar.
Gel zaman git zaman cariye hastalanır, ülkenin cümle hekimleri bakar, fakat iyileştiremez. Padişah’ın düşüne giren bir piri fani, Padişah’a ‘yarın gelecek hekim derdinize çare bulacaktır’ müjdesini verir.
Gerçekten yeni gelen hekim kızın hasalığını anlar: Cariye, Semerkant’ta yaşayan bir kuyumcuya âşıktır. Hekim, Padişah’a, “Kızın âşık olduğu
adamı hile ve altınla kandırıp getirelim, bu adamı görünce kızın hastalığı geçecektir” der. Padişah bu öneriye uyar, gönderdiği adamlar para, altın, şan ve şöhret vaat ederek kuyumcuyu getirirler.
Padişah hazinenin anahtarını kuyumcuya teslim eder.
Padişah, sevdiği cariyeyi, hekimin önerisi üzerine kuyumcuya verir. Sevdiğini görünce cariye iyileşir.
Fakat mutlulukları uzun sürmez. Hekimin hazırladığı bir şerbeti içen kuyumcu hastalanır, çirkinleşir, cariye, ona karşı olan sevgisini yitirir. Kuyumcu da ölür!
Bu öykü, tasavvuf ehline göre, asıl sevgi ve güzelliğin içimizde olduğunu, zahiri (dışsal) güzelliğin geçici ve aldatıcı olduğunu gösteriyormuş!
Doğrusu bu öyküden böyle bir yorum çıkarmak son derece yetersiz gözüktü bana. Öyküde, cariyelik (kölelik) son derece normal kabul ediliyor, cariye Padişah’a, Padişah kuyumcuya yalan söylüyor, üstelik yalan söyleyerek kandırdıkları kuyumcu onlara bir kötülük yapmadığı halde öldürülüyor...
Yalancılar ve katiller ödüllendiriliyor!
Öte yandan Padişah’ın yönetim görevini hakkıyla yerine getirmediğini,
işinin gücünün cariyelerle oynaşmak olduğunu ve bunun normal karşılandığını, eleştirilmediğini görüyoruz.
Bütün bu kan gölünden çıkara çıkara ‘kuyumcu kötü adamdı, içindeki kötülük yüzüne vurdu’ diye batıni ve deruni sonuçlar çıkarmak bana çok zorlama ve saçma geliyor doğrusu.
Belli ki Mevlevilik bana göre değilmiş!