'Bir şey olmaz abi' reaktörü

Gelecek 10 yıl içinde üç tane nükleer enerji santralı yapılacakmış. Gittikçe artan oranda enerjiye gereksinim duyacağımız ortada. Ama bu açığımızı kapatmanın en doğru yolu nedir, onu pek tartışmıyoruz.

Gelecek 10 yıl içinde üç tane nükleer enerji santralı yapılacakmış. Gittikçe artan oranda enerjiye gereksinim duyacağımız ortada. Ama bu açığımızı kapatmanın en doğru yolu nedir, onu pek tartışmıyoruz.
Enerji Bakanlığı 'nükleerde' karar kılmış. Bu kadar önemli bir konuda yeteri kadar tartışma yapıldığını söyleyebilir misiniz? Enerji üretiminin çeşitli almaşıklarını, her seçeneğin olumlu ve olumsuz yönlerini, alternatif maliyetlerini, çevreye etkilerini, potansiyellerini biliyor muyuz? Kamuoyunda bunlar enine boyuna tartışıldı mı? Rüzgâr, güneş, jeotermal, su gibi yenilenebilir kaynaklarını sonuna kadar kullandık mı? Halen bilinen doğalgaz kaynakları için yeterli yatırımı yaptık mı?
Nükleer enerjiye, bütün diğer seçenekler tüketildikten ve ancak kamuoyunda enine boyuna tartışıldıktan sonra karar verilmelidir. Ve 'nükleer enerjinin sakıncaları'ndan korkanlara geri kafalı muamelesi yapmaktan da vazgeçsek iyi olur.
Bu işten anladığını söyleyenler hemen belirteceklerdir: Nükleer santralların çevreye hiçbir zararlı etkisi yoktur. Evet, her şey yolunda gittiği sürece tehlike yok. Ama ya her şey yolunda gitmezse? Ya Çernobil'de ve pek çok başka olayda oduğu gibi felaket kapımızı çalarsa?
Beni en çok korkutan nükleer santralın kendisi değil, onu kullanacak olan 'Bize bir şey olmaz abi'ciler. Kabul etmek lazım ki, bu tavır bizim ulusal kültürümüzün bir parçasıdır. Uçak kazalarından araba kazalarına kadar geçerli olan başlıca risk faktörü bu 'Bize bir şey olmaz' tavrıdır. Bu özelliğimiz nükleer santrallarda neden etkili olmasın ki?
Japonya'da hızlı tren işlemeye başlamadan önce tam üç sene denemesi yapıldı. Trenlerin hızlarını ve yönlerini merkezi bir kontrol istasyonunda izleyecek ve denetleyecek bir sistem kuruldu.
Özel raylar döşendi. Ancak ondan sonra hızlı trenler sefere kondu. Bizim hızlı trenciler Japonların yaptığını elbette biliyorlardı. Fakat, 'Allah kerimdir', 'bir şey olmaz, korkma.'
O Japonlar ki böylesine dikkatlidir, teknoloji ustasıdır, gene de geçenlerde ciddi bir nükleer santral kazası yaşadılar. Bu konularda çok özenli olan Amerika'da da sık sık nükleer santral kazalarının yaşandığı söyleniyor. Bizim neler yaşayacağımızı düşünmek bile istemiyorum.
Beni korkutan ikinci huyumuz, bu tür felaketler olduğu zaman bürokratik bir reflekle olayı halktan gizlememizdir. Hatırlarsınız, Çernobil kazasında önce radyasyon düzeyi saklandı, esen rüzgârlar konusunda bile halka bilgi verilmedi, sonra da radyasyonun zararlı olmadığı, hatta yararlı olduğu (sekse yararlıymış!) söylendi. Gelecekte de aynı tavrın sürmemesi için bir neden var mı?
Üçüncü olarak, bu santrallar kurulacaksa bile, hiç olmazsa geçmişte planlandığı gibi doğal güzelliklerin ortasında kurulmaması gerekir, diye düşünüyorum. Bu durumda, çevreyi hiç kirletmese de, turizme büyük darbe vurması kaçınılmaz olur.
Nihayet, nükleer santralların kurulması kaçınılmaz olsa bile, bunu mümkün olduğu kadar geç bir tarihte yapmalıyız: Kazanılan zaman içinde, hem yeni alternatif enerji kaynakları bulunabilir, hem de nükleer santralların daha güvenli, çevreye daha az zarar verecek modelleri gelişebilir.
En önemlisi de, nükleer enerjiye yönelmeden önce bu konunun iyice tartışılmasıdır.. Çözdüğümüzden fazla sorun yaratmamak için.