Biz adam oluruz!

1959 yılında ekonomi kötü bir duruma düşmüştü. Durumu düzeltecek borcu bulmak için Başbakan Menderes...

1959 yılında ekonomi kötü bir duruma düşmüştü. Durumu düzeltecek borcu bulmak için Başbakan Menderes (her zaman yaptığımız gibi) ABD’ye gitti. İstediği de topu topu 300 milyon dolardı. Amerika para
vermeyi kabul etmedi!
Ankara’ya dönen Menderes bu kez (ABD’ye gözdağı vermek için mi, nedendir bilinmez) SSCB’ye (Rusya’ya) gitmeye karar verdi. (Avrupa henüz savaşın etkisinden kurtulamamıştı.) Rusya ziyaretine başlamadan kısa bir
zaman önce bir darbeyle yıkıldı. Rusya ziyaretinin bu darbede önemli bir rol oynadığı söylenir.
300 milyon dolar için ele güne rezil olduğumuzla kaldık!
Bunları geçen gün bir hükümet yetkilisinin söyledikleri anımsattı. Türkiye’nin bu yıl içinde şimdiye
kadar yaptığı ihracat 70 milyar doları bulmuş! Yıl sonundaki yıllık ihracat ise 107 milyar doları bulacakmış! Bunlar önemli rakamlar!
Bence, ‘Adam olmayız!’ diye dizlerini dövüp duranlara çok da itibar etmemek gerekiyor! Türkiye, Cumhuriyet döneminde önemli bir ekonomik büyüme gösterdi. Sayılar bazı şeyleri pek iyi göstermeyebiliyor. Günlük yaşamda karşılaştığımız durumları ekonominin gelişmişlik hızını betimlemek için kullanmak (zaman zaman da olsa) değerlendirmelerimizi sağlıklı kılacaktır.
Doğrusu istatistiksel ekonomik verilerin her zaman çok da sağlıklı göstergeler sunduğundan emin değilim. Kâğıt üzerinde ve BM’nin resmi verilerince kişi başına geliri Türkiye ölçüsünde olan ülkelere gidip günlük yaşamı izleyecek olursanız, bu ülkelerden bazılarının Türkiye’den çok daha gerilerde olduğunu görebilirsiniz. Aynı ülkeyi zaman içinde kendisiyle karşılaştırmak da anlamlı sonuçlar verebilir.
Örneğin, benim çocukluğumda Mersin’den Anamur’a haftada iki kez sefer eden bir posta otobüsü ile gidilirdi. Şimdi dört-beş saat süren bu yolculuk, o zaman iki gün alırdı.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında elektriğin henüz evlerin hepsine girmemiş olmasını da fazla yadırgamamak lazım. Mersin’den Silifke’ye (şimdi bir saatlik mesafedir) bir günde giderdik. Bir seferinde, gecelediğimiz hanın sahibi bize odayı tanıtırken, “Bu elektrik düğmesidir” demişti, “şöyle çevrilir, sakın unutmayın!” Adam dışarı çıkınca Ertuğrul abi arkasından sunturlu bir küfür etmişti!
O yıllarda SSCB’de bile köylerin tümüne elektrik ulaşmamıştı.
Çocuk yaşıma bakmadan cumartesileri izlediğim (itiraf ediyorum!) ‘Bizim Radyo’ her hafta ‘elektrifikasyon’ projesi uygulanan köyleri sayıp dökerdi!
Gazetelerin en sert eleştirilerinden birisi topluiğne üzerine yapılan edebiyatta kendisini gösterirdi: “Utanılacak bir durumdayız beyler, henüz topluiğne bile yapamıyoruz!” Bu topluiğne, neredeyse ‘atom’ kadar sirli bir sözcüktü. Topluiğne yapmayı bile beceremeyen insanların bunalımını atlatmaya çalışan kişinin artık sunacağınız önerilere ‘hayır!’ demesi beklenemezdi.
Sonra topluiğne, yapar olduk!
Hatta Kayseri’de bir uçak fabrikası kurup, 27 Mayıs darbesinde bir otomobil bile yaptık. Gerçi ‘Devrim’i yürütemedik ama olsun, o kadar kusur...