Çağdaş Amazonlar

Kadınlar elbette güzel yaratıklardır. Onları severiz, sayarız, kapılarda yol veririz, ellerini öper, paltolarını tutarız. Kadınsız bir dünya çok karanlık ve puslu olurdu. Kışla gibi bir şey.

Kadınlar elbette güzel yaratıklardır. Onları severiz, sayarız, kapılarda yol veririz, ellerini öper, paltolarını tutarız. Kadınsız bir dünya çok karanlık ve puslu olurdu. Kışla gibi bir şey.
Kadınlar da ilgimize karşılık verirler. Berbere giderler, süslenirler, ojeler, allıklar, estetikler. Temizlik ve güzellik. Kadın eli değen evin hali bir başka olur. Erkekler gibi hoyrat ve güzellik yoksunu değildir kadınlar.
Böyle olunca da kadından beklentiler de farklılaşıyor. Kadın yalnız erkeğin sevip okşadığı bir süs bitkisi değildir kuşkusuz: Annedir. Şefkatin, sevginin, özverinin, sabrın mabedi gibidir.
Bunlar kadın hakkında oluşan basmakalıp yargılardır. Feministler pek kızsa da, hâlâ geçerli yargılar.
İlginçtir, 1960'ların, 70'lerin feministlerinden bazıları hem bu basmakalıp yargılara karşı çıktılar, hem de bunları dolaylı olarak benimsediler. "Dünyadaki savaşların, sömürünün, acımasızlığın, vahşetin tek sorumlusu erkeklerdir," diyenler oldu. "Dünyayı saldırgan tabiatlı erkekler yönetiyor. Bizim gibi sevgi dolu kadınlar yönetseydi, dünya bambaşka olurdu!"
İlginçtir, yapılan bilimsel araştırmalarda, erkeklik hormonlarının ve kromozomlarının saldırganlığa yol açtığı da ortaya kondu.
Hatta erkeklik kromozomu olan 'Y' kromozo-munun bir fazla olmasını suç işleyen erkek için hafifletici neden sayan ülkeler bile oldu!
Bu durumda gerçekten kadınların yönettiği bir dünyanın barış içinde olması gerekirdi. Gerçi dünyayı hiçbir zaman açıktan açığa kadınlar yönetmedi. Ama ülkeleri kadınlar yönetti. Ve bu ülkelerdeki yönetime baktığımız zaman hiç de barışçı bir ortama rastladığımız söylenemez doğrusu.
Şöyle arkanıza yaslanıp, son 30-40 yılın kadın liderlerini anımsayın: Ülkesini demir bir pençeyle yöneten ve Arjantinlilere dünyayı dar eden Margaret Thatcher'ı mı istersiniz, Araplara göz açtırmayan Golda Meir'i mi, Pakistan'ı hizaya sokan Indra Gandi'yi mi, aynı derecede güçlü ve otoriter olan bayan Butto'yu mu, azınlıkları kırıp geçiren bayan Bandranaika'yı mı? Bangladeş'ten Filipinlere ve Türkiye'ye kadar hiç de yumuşak, anaç ve sevecen olmayan nice kadın lider gördük.
Bu söylenenlere haklı bir itiraz gelecektir: İyi, ama onlar gerçekten kadın değildi, erkeklerin dünyasına koşullanmış, bu dünyanın parametrelerini veri olarak kabul etmiş kişilerdi.
Bu itirazı yapmakla, erkek doğasından ayrı bir kadın doğası olduğunu, ama bu doğanın ortaya çıkma fırsatını bulamadığını, böyle bir fırsat çıkarsa kadınların dünyayı kurtarabileceğini dolaylı olarak söylemiş olmuyor muyuz? Belki.
Bütün bunları yazmamın nedeni, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na genç, zenci ve kadın olan birinin atanmasıyla birlikte dünyada endişelerin de artmasıdır. Bayan Rice hiç de şefkat ve sevgi dolu, barışçıl bir insan imajı yansıtmıyor. İnsanların çoğunun ödü koptu: 'Eyvah, bu kadın dünyayı kana bulamaz inşallah!'
İnşallah! Ama artık barışçı kadınların dünyamızı kurtaracağına kimse inanmaz oldu sanırım.
Biz zaten onları Amazonluk günlerinden tanırız. Az çekmedik ellerinden.