Cami ve siyaset

Sayın Başbakan yıllar önce bilmiş gibi olacakları. Malum olmuş neredeyse.

Sayın Başbakan yıllar önce bilmiş gibi olacakları. Malum olmuş neredeyse. 'Minareler süngümüz, camiler kışlamız, kubbeler miğferimiz' derken. Nitekim de öyle oldu. En azından Pakistan'daki Lal Cami olayında. Son haberlere göre Pakistan askeri birlikleri camiyi ele geçirmeye çalışırken dinciler direnmeye devam ediyordu. Bodrumdan ve minareden askerlere ateş açıp püskürtmeye çalışıyorlardı. Dincilerin rehine aldığı 20 çocuk ve 27 kadın kurtarılmış, 58 kadın da öldürülmüştü.
Camiyi direniş merkezi yapmak elbette çok kurnazca bir oyun. Böylece dincilere saldıran devlet görevlileri Allah'ın evine saldırmış olacak ve halk isyana yönlendirilecekti. Bizde de halkı kışkırtmak için ikide bir camilere bomba atılmaz mıydı?
Ama görünüşe göre Pakistan halkı pek de dincilerden yana ve devlete karşı gözükmüyor. Bunda, dinciler tarafından kadınların ve çocukların rehine alınmasının payı olduğu gibi, dincilerin uzun zamandır kent halkı üzerinde kurmaya çalıştığı baskıların da rolü olabilir. Dinci militanlar uzun zamandır kent halkını terörize ediyor, İran'daki Besic milislerinin yaptığına benzer bir baskı kurmaya çalışıyordu. İstedikleri gibi giyinmeyen kadınlar fahişe, müzik CD'leri günah, sinemalar ahlaksızlık kaynağı idi. Kadınlara, müzik CD'lerine saldırıyor, din adına toplumu yönlendirmeye çalışıyorlardı. Kötülüğü men etmek ve iyiliği sağlamak onların kendilerine uygun gördükleri görevdi.
Ama insanların çoğu bu tip baskılardan bıkıp usanmıştı.
Orduya kumanda eden, aynı zamanda Devlet Başkanı da olan Pervez Müşerref camiye saldırmamak için nerdeyse bir haftadır direndi. Hem rehinelerin varlığını düşündüğü, hem de camiye saldırmanın kamuoyunda yatacağı olumsuz etkiden çekindiği anlaşılıyordu. Asilerin lideri Abdul Raşit Gazi ile yapılan görüşmeler sonuç vermeyince saldırı gerçekleşti. Camiye saldırıdan sonraki ilk izlenim büyük halk kesimlerinin saldırıya karşı çıkmadığı yolunda oldu.
Fakat buna bakarak Pakistan'ın geleceği konusunda bir karar vermek pek zor gözüyor. Pakistan, siyasetin ordu, din ve etnik kümeler arasındaki güç dengelerine bağlı olarak sık sık değişimler gösterdiği bir ülke. En büyük sıkıntısı da 'din' ile 'çağdaşlığı' nasıl bağdaştıracağı. General Müşerref, Türkiye'de eğitim görmüş bir asker. Elinden gelse belki Pakistan için laik bir yönetim biçimini düşünecektir. Fakat böyle bir adımı atmayı istese bile, ülkesinin koşulları buna elvermeyecektir.
Biraz kavgalı gürültülü de olsa Cumhuriyet döneminin 15'inci seçimini yapıyor olmaktan gurur duymalıyız. 1950'lerdeki seçimleri anımsayın: Sandıklar kaçırılır, sahte oylar atılır, farklı partilerden olanlar kavga eder, birbiriyle konuşmazdı. Şimdi böyle şeyler olmuyor. Seçime ilişkin pek çok süreç artık kurumsallaştı, tartışılmaz oldu.
İslam ülkelerinin pek çoğunda sorunsuz bir seçim yapmak mümkün değil. Pek çoğunda da seçim yapılsa bile iktidarların meşruiyeti devamlı olarak sorgulanmaktadır.
Türkiye bu bakımdan şanslı bir ülke. Pek çok kusuru da olsa, işleyen bir demokrasisi var. O sorunlar da zamanla çözülecektir, merak etmeyin!