Cinayetin üçüncü boyutu

Geçenlerde bir üniversite öğrencisi bayanla konuşuyordum. &quot;Şu </br>Hrant Dink cinayetiyle ilgili anlamadığım şeyler var&quot; dedi.

Geçenlerde bir üniversite öğrencisi bayanla konuşuyordum. "Şu
Hrant Dink cinayetiyle ilgili anlamadığım şeyler var" dedi.
"Birincisi, Hrant Dink'in nasıl bir insan olduğunu anlayamadım. Öldürülmeden önce basında Hrant Dink hakkında çıkan yazılar genellikle olumsuzdu. Olumlu şeyler yazıldıysa bile göze çarpmayacak kadar az olmalı. Dink öldürüldükten sonra ne kadar iyi niyetli bir kişi olduğunu anlatan yazılar çıkmaya başladı. Hangisi doğrudur, merak ediyorum. Ve madem çok olumlu yönleri vardı, basınımız neden daha önce bu yönleri vermedi, anlamıyorum. Bu insan öldürülmeden önce 'Hepimiz Hrant Dink'iz, hepimiz Ermeniyiz' diyebilsek belki de cinayet işlenmeyecekti!"
"İkincisi, bazı emniyet görevlilerinin de bu işe şöyle veya böyle karıştıkları anlaşılıyor. Bu bilgilerin böylece ortaya dökülmesinin hem olumlu hem de olumsuz bazı yönleri var. Olumlu yanı, işin içinde resmi görevli kişilerin bulunmasının soruşturmayı (en azından şimdilik) engellememesidir. Öte yandan emniyeti sağlamakla görevli kişilerin böyle bir cinayete bulaşması (üstelik bunu da son derece amatörce ve beceriksizce yapmaları) güvenlik görevlilerinin niteliği hakkında hiç de iyi bir izlenim vermiyor. (Bu tür cinayetlerin beceriksizce yapılması sonuçları bakımından elbette daha hayırlıdır, bundan kuşku yok.)
Üçüncüsü, Dink cinayetinin üç boyutu var. Öldürülen kişinin bir Ermeni ve Hıristiyan olması tarihi kökenleri olan siyasal bir olguya işaret ediyor. Dink'in gazeteci olması Abdi İpekçi'den Ahmet Taner Kışlalı'ya kadar uzanan basına saldırı olaylarının son halkasını ortaya koyuyor. Ve aynı zamanda Türkiye'de son yıllarda hızla artan genel asayiş sorununu gündeme getiriyor.
Şu ana kadar bu cinayetle igili olarak daha çok ilk iki boyutu ele alındı: Öncelikle bir Ermeni Hıristiyan olması, daha sonra da bir gazeteci olması tartışma konusu yapıldı. Bunlar elbette çok önemlidir. Fakat şu soruyu da sormadan edemiyorum: Türkiye genel güvenliğin sağlandığı, sokaklarında kapkaççıların, aftan çıkmış katillerin, yol vermedi diye insan öldüren magandaların kaynaştığı bir ülke olmasaydı, Hrant Dink'i öldürmek kimin aklına gelirdi? Dink cinayetinin bir boyutu da genel asayişsizliktir ve buna yeteri kadar değinilmedi korkarım."
Üniversite öğrencisi genç bayan bunları söyledikten sonra şunu ekledi: "İki gün önce akşam saat 6-7 sularında Kızılay'da yürürken iki kişi omzumdaki çantayı açıp içini karıştırmaya başladı. Fark edip, 'Ne yapıyorsunuz?' diye bağırınca üzerime saldırdılar, beni hırpaladılar, dövmeye kalkıştılar. Ne çevremden kimse yardıma geldi ne de her zaman Güvenlik Parkı'nı dolduran polisler duruma müdahale etti. Sonunda iki serseri beni bırakıp kendilerine başka kurban aramak üzere yollarına emin adımlarla devam ettiler. O günden beri moralim çok bozuk. Korkuyorum. Evden çıkmak istemiyorum.
İnsanlara saldırmak, suç işlemek bu kadar sıradan ve kolay bir şey olmasaydı Hrant Dink herhalde hâlâ hayatta olurdu, değil mi?"