Çocuk gözüyle Atatürk

Geçen pazar günkü yazısındaydı sanırım, Hakkı Devrim hoş bir anısını anlatıyordu. Hakkı beyin babası Atatürk hayranıymış. Henüz beş yaşında olan oğlu Atatürk'ü görsün diye Ankara'ya getirmiş.

Geçen pazar günkü yazısındaydı sanırım, Hakkı Devrim hoş bir anısını anlatıyordu. Hakkı beyin babası Atatürk hayranıymış. Henüz beş yaşında olan oğlu Atatürk'ü görsün diye Ankara'ya getirmiş. Meclis'in önünde toplanan kalabalığı kapıdan uzak tutan güvenlik görevlilerine baba Devrim rica etmiş, küçük Devrim'i kapının yanına almışlar. Atatürk gelmiş, arabadan inmiş, Hakkı beyin yanından geçip gitmiş. Hakkı bey babasına bağırmış:
"O da bizim gibi biri işte!"
Çevredeki insanlar gülmüşler. Atatürk işittiyse eminim ki o da gülmüştür.
Bu öykü başka bir öyküyü çağrıştırdı. Lisede resim öğretmenim olan Haşmet Akal iyi ve tanınmış bir ressamdı. Senelerce Paris'te sanat çevrelerinde yaşamış ve çalışmıştı.
"İlkokulu küçük bir Anadolu kasabasında okudum" diye anlattı, "bir gün haber geldi Atatürk kasabamıza gelecekmiş! Herkesi bir telaş aldı. Karşılama komitesi oluşturuldu.
Tören programı yapıldı. Herkes tren istasyonuna gidecek, önceden belirlenmiş yerlerini alacaktı. Resmi yetkililer, öğrenciler ve halk sırayla dizilip Ata'yı alkışlarla karşılayacaktı. Bana da Atatürk'e çiçek verme görevi uygun bulunmuştu. Atatürk'ün gelişinden bir gün önce istasyona gidip törenin provasını yaptık. Her şey yolundaydı. Rollerimizi iyice bellemiştik.
Atatük'ün gelişinden çok önce istasyona gidip yerlerimizi aldık. Herkeste bir heyecan. Derken tren geldi, kapısı açıldı. Atatürk sarışın bir kurt gibi ağır ağır trenin merdivenlerinden indi. 'Haydi' dedi öğretmenim sırtımdan hafifçe iterek, 'çiçekleri ver bakalım.'
Mütereddit adımlarla ona doğru yürüdüm. Korkuyordum. O bana gülümseyerek yaklaştı, eğildi, bir şey diyecek gibiydi.
İşte ne olduysa o anda oldu. Ata'nın gözlerinde bir şimşek çaktı. Cereyana tutulmuş gibi oldum. Dehşet içinde elimdeki çiçekleri yere atıp bağırarak kaçtım gittim!"
'Karizma' dedikler böyle bir şey olsa gerek.
Ve Atatürk'ün karizması hâlâ birleştirici bir güç olarak varlığını sürdürüyor.
Pek çok kişi, kimsenin zorlaması olmadan onun resimlerini duvarına asıyor, onu saygıyla ve rahmetle anıyor.
20. yüzyıl çok karizmatik lider gördü. lenin, Mao, Kastro, Tito, Churchill, De Gaulle, Kennedy, Nasır... Çok heykel dikildi, resim asıldı. Fakat bu büyük liderlerin hiçbirisi halkının gönlünde Atatürk'ün aldığı yere benzer bir yer almadı.
Hele Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde yetişen aydınlar, öğretmenler, öğrenciler...
Onların Atatürk'e ve Cumhuriyet'e bağlılığı olağanüstüdür. Halil amcam o öğretmenlerden birisiydi. 1920'lerde Adana Muallim mektebini bitirmişti. bütün ömrünce 'irfan ordusunun bir neferi' olarak çalıştı. Kuran'ı da, Nutku da aynı heyecanla okurdu. Miras olarak bana bir kutu dolusu şiir bıraktı. Anadolu halkından, kalkınmadan, kurtuluştan, Atatürk'ün yaktığı meşaleden söz eden şiirler.
90 yıllık yaşamının bir özeti gibi.