Çocuktan al haberi!

Kızım evden çıkarken sıkı sıkı tembihledi: &quot;Sakın unutmayın, saat sekize beş kala bütün ışıkları söndüreceksiniz! Küresel ısınmaya karşı!&quot; </br>Kızım henüz 12 yaşında.

Kızım evden çıkarken sıkı sıkı tembihledi: "Sakın unutmayın, saat sekize beş kala bütün ışıkları söndüreceksiniz! Küresel ısınmaya karşı!"
Kızım henüz 12 yaşında. Ama belli ki kendisine bıraktığımız dünyadan hoşnut değil.
Biraz sonra kapı çalındı, mahallenin çocukları toplanmış kapı kapı dolaşıyorlar, büyükleri uyarıyorlar: "Işıkları söndürün, küresel ısınmaya karşı!" "Olur," dedim, "merak etmeyin siz, söndürürüz."
Çocuklar telaşlanmakta haklı. Yakında böceklerle insanlardan başka sakini olmayan bir dünya devralacaklar bizden. Hemen her omurgalı canlının neslini tüketmek üzereyiz. Bazı maymun türleri, filler, aslanlar, kaplanlar, balinalar, pandalar... Önümüze çıkan her şeyi silindir gibi ezip geçiyoruz, yok ediyoruz.
Geçenlerde haber oldu: İnsanların ve maymunların yolu 4 milyon yıl önce ayrılmış! Genetik araştırmalara göre 4 milyon yıl önce atalarımız birmiş!
Ama ne kadar ciddi araştırma ürünü olursa olsun, insanların çoğu bu Darwin'ci açıklamayı sevmiyor.
Sadece dini inançlarına ters düştüğü için değil, başka bir nedeni daha var. İnsanlar 'özel' olarak yaratılmış olmayı tercih ediyorlar. 'Tanrı insanları kendine benzer yarattı' diye düşünüyorlar.
İnsanlar, bu üstünlük duygusundan aldıkları güçle hayvanları öldürme, yok etme hakkını kendilerinde görebiliyor. Bir insanı öldürmek en büyük günahken, bir hayvanı öldürmek av becerisini sergilemek anlamına geliyor.
'İnsanlar da hayvanların soyunda gelmiştir' düşüncesi yaygınlaşırsa, insanların doğaya ve diğer hayvanlara saygısı artar mı dersiniz? Bilmek zor.
Fakat, 'doğa dini' diyebileceğimiz Şamanlık dinlerinde bunu görüyoruz. Şamanistler ancak karınlarını doyurmak için avlanıyorlardı. Keyif için hayvanları öldürmüyorlardı. İnanışlarına göre bütün doğa (taşlar, tepeler, nehirler, göller..) canlıydı ve bilinçliydi. Toprak, 'büyükanne' idi.
Her kabile bir hayvanın soyundan geldiğine inanırdı.
Ve Amerikan Kızılderilileri, doğaya korunacak bir akraba değil de, yenilecek bir düşman gibi bakan beyaz insanı hiçbir zaman anlamadılar. Yuma Kızılderililerinin yaratılış destanında beyaz adam için şunlar söylenmiştir:
"Beyaz adam ağıtlar yakıyormuş, çünkü saçlarının rengi soluk ve dalgalı, benzi uçuk ve renksizmiş. Beyaz adam her zaman asık suratlı ve bencilmiş. Ortalıkta ne görse hemen sahip olmak istermiş. Çocuk ruhlu ve açgözlü bir yaratılışı varmış. Beyaz adamın feryatları canına tak eden Komaştam'ho (Tanrı'nın oğlu) yanına gitmiş ve iki sopayı birbirine bağlayarak, 'Al sana binecek bir şey, ağlamayı kes artık' demiş. Beyaz adam üzerine binince, sopa ata dönüşmüş. Böylece açgözlü beyaz adam memnun olmuş bir süre için."
Biliyorsunuz, Kızılderililerin atı yoktu. Yaya giderler, yüklerini de köpeklere taşıtırlardı. Bu arada soluk benizlilerin nasıl at sahibi olduğunu da böylece öğrenmiş bulunuyoruz!