Çok petrol, az kitap

Bir ülkenin kalkınmasını sağlayan unsur nedir? Eskiden bu sorunun yanıtı çok kolaydı: Sermaye, hammaddeler, enerji ve pazar bulunduğu takdirde ülkelerin kalkınmaması için bir neden yoktur. En azından öyle sanılırdı.

Bir ülkenin kalkınmasını sağlayan unsur nedir? Eskiden bu sorunun yanıtı çok kolaydı: Sermaye, hammaddeler, enerji ve pazar bulunduğu takdirde ülkelerin kalkınmaması için bir neden yoktur. En azından öyle sanılırdı.
Ama zamanla bu işin o kadar basit olmadığı anlaşıldı. Helva malzemesini masanın üzerine koymakla helva yapılmıyor. İki unsura daha gereksinme var: Birincisi, helvanın 'nasıl' yapıldığını 'bilmeniz', ikincisi de helva yapmayı 'istemeniz' gerekir. İşte burada insan unsuru devreye girmektedir.
'Girişimci' denilen bu insan tipi öyle kolay yetişmiyor ve her kültürde de oluşmuyor. Liberalizmin devletçilik karşısında üstünlük sağlamasının en önemli nedenlerinden birisi, 'girişimciler' için elverişli kültürel ortamı yaratmasıdır.
Girişimci kültürün önemi son yıllarda gittikçe daha çok fark ediliyor. Pek çok gerikalmış ülkede girişimci yetiştirmek için okullar kuruluyor, kurslar açılıyor.
Belki de 'kalkınma' denen sürecin aşılması en zor olan, en çok tıkanıklık yaratan unsuru 'girişimci'liktir. Zira bu, toplumsal kütürle ilgilidir. Ve öyle kolay kolay değişmez ve oluşmaz!
Kalkınmayı sağlayan tek davranış unsuru girişimcilik değildir kuşkusuz. 'Görev bilinci', 'çalışkanlık', 'güven', 'sorumluluk duygusu'.. ne kadar yaygınsa, kalkınma da o kadar etkin biçimde gerçekleşir. 'Eğitimle' 'kalkınma' arasındaki ilişki buradan kaynaklanmaktadır. Kalkınma açısından en verimli yatırım, eğitime yapılan yatırımdır.
Dünyanın kalkınmış ülkelerine baktığımız zaman, doğal kaynaklardan yoksun olan pek çok ülke hızla kalkınırken, doğal kaynağı (petrolü) bol olan pek çok ülkenin de yerinde saydığını veya çok gerilerde kaldığını görürüz. Japonya, İsrail gibi doğal kaynak yoksunu ülkeler iyi yetişmiş insan gücü sayesinde hızla kalkınırken, petrol zengini pek çok ülke gerilerde kalıyor.
Hatta pek çok durumda, petrol gibi doğal kaynakların bolca bulunmasının ekonomik, toplumsal ve siyasal bakımdan aşırı rehavete yol açtığı için olumsuz bir etki yaratacağı bile söylenebilir. 'The Economist' dergisinde çıkan bir Suudi Arap belediye başkanlığının verdiği ilanı unutamam. Bu belediye İngiltere'den İngiliz çöpçü getirmek istiyordu! Suudi prenslerinin çıktıkları gezilerde verdikleri binlerce dolarlık bahşişler, Suudi kadınlarının toplumsal statüleri, siyasal yapının çağdışı görüntüsü... Hepsinin gerisinde petro-dolarlar yok mudur?
Geçenlerde Fransız Le Monde gazetesinde çıkan bir habere göre, tüm Arap dünyasında yayımlanan tercüme kitaplar 300'ü geçmiyormuş.
Ve bu kitapların yüzde 17'sini de dini yayınlar oluşturuyormuş.
Ve 22 Arap ülkesinde yayımlanan toplam kitap sayısı Türkiye'dekinden daha azmış!
'Arap ülkelerinde neden demokrasi yok' der dururuz.
'Çok petrol, az kitap' denklemi yanıt olabilir mi?