Cumhurbaşkanlığı sorunu

Bu yazıyı yazdığım sırada Meclis'teki oylama henüz başlamamıştı. Sonucu bilmediğim gibi tahmin de edemiyorum.

Bu yazıyı yazdığım sırada Meclis'teki oylama henüz başlamamıştı. Sonucu bilmediğim gibi tahmin de edemiyorum. Ama oylama ne olursa olsun, demokrasi açısından hayırlı sonuçlar çıkarmak mümkün olabilir.
Biliyorum, Gül'ün adaylığı açıklanır açıklanmaz geçmişte yaptığı laiklik karşıtı konuşmalar gündeme geldi. Maşallah, keskin sirkelik bakımından Sn. Erdoğan'dan pek bir farkı yok Sn. Gül'ün! Her ikisi de Cumhuriyet rejiminin laik karakterine son vermekten söz ediyor. Ve bu ikiliden birisi Başbakan, diğeri de Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor! Meclis Başkanı olanı da cabası.
Bu manzara karşısında ürken, irkilen muhalifleri, 'Acaba gerçekten değiştiler mi' diye tereddüt eden kuşkucuları anlayışla karşılamak lazım. Hele de Erdoğan'ın bir zamanlar ettiği 'Biz usul usul, belli etmeden geliyoruz!' sözlerinden sonra.
Türkiye nihayet genç bir demokrasi. Çok partili düzenin 50 yıllık bir geçmişi var. Çoğulculuk ve liberal demokrasi anlayışları çok daha sonraları gelişti ve hâlâ da gelişme sürecinde. Böylesine körpe ve deneyimsiz bir demokrasiye, Erdoğan, Gül, Arınç gibi liderler yutulması zor demir leblebi gibi gelir.
Yalnız bizim genç demokrasimizde değil, Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya.. gibi ülkelerde de devletin tepe noktalarını eski komünist veya faşistlerin ele geçirmeye başladığını düşünün bir an. Ve bu devlet başkanları, başbakanlar deseler ki, 'Siz hiç meraklanmayın, biz değiştik, iyi birer liberal olduk, size zararımız dokunmaz, rejimi değiştirmeye de niyetimiz yok. Topu topu devlet kadrolarında biraz kendi adamlarımızı yerleştireceğiz, o kadar!'
Bu durumda, bize demokrasi dersi vermeye pek hevesli olan bu ülkelerde neler olup biterdi, düşünün bir kez!
Sn. Başbakan kendisi cumhurbaşkanı olmadığı ve bu makamı altın bir tepsi içinde Sn. Gül'e uzattığı için çok övüldü: "Bravo ne olgun bir davranış!"
Olabilir tabii.
Fakat bana soracak olursanız asıl olgunluk, daha düne kadar 'Cumhuriyet bitmiştir, Allah'ın izniyle şeriat düzenini kuracağız' diyenleri Başbakan ve Cumhurbaşkanı yapabilen sistemde aranmalıdır.
Ayrıca Erdoğan'ın yaptığı da gerçek bir fedakârlık olmayabilir. Cumhurbaşkanı olarak Gül'ü bekleyen türban sorunu, YAŞ kararları gibi nice çetrefilli sorun var. İngilizce bir deyim var: 'To kick somebody upstairs' derler. Yani birini yukarı doğru tekmelemek!
'Siz önden buyurun' nezaketinin arkasında başka hesaplar da olabilir.
Bütün bunları siyasal düzenimizi eleştirmek için değil, övmek için söyledim.
Şunu da anımsamakta yarar var: Avrupa ülkelerinde sağ ve solda yer alan aşırı siyasal akımların merkeze yönelmesi buna benzer süreçlerle gerçekleşmiştir. Önce radikal bir söylemi olan partiler bir kez oy yarışına başlayınca yavaş yavaş yumuşamaya başlar, törpülenir ve yumuşar. Önceleri Marksist ve devrimci olan Kuzey Avrupa'nın sosyal demokrat partileri aynı deneyimden geçtiler. Hıristiyan demokratlar da öyle.
Bir bunalıma gidiyor olabiliriz. Önemli olan, bunalımdan demokrasinin güçlenerek ve deneyim kazanarak çıkmasıdır. O kadar olgunlaştığımızı umalım.