Dayak hakkı

Şiddetin, adaletsizliğin, haksızlığın en kötü ve baş edilemez türü, kurumsallaşmış olanıdır. Kurumsallaşan şiddet, kurbanlara da haklı gözükür.

Şiddetin, adaletsizliğin, haksızlığın en kötü ve baş edilemez türü, kurumsallaşmış olanıdır. Kurumsallaşan şiddet, kurbanlara da haklı gözükür.
Ezilen zenciye göre, beyazlar üstün ırktır.
Beyaz erkek yakışıklı, beyaz kadın güzeldir.
Beyaz, zekidir, yeteneklidir. Daha iyi iş, daha yüksek gelir, beyazın en doğal hakkıdır.
Sömürülen işçiye göre, toplumda yetenekli olanlar yükselir, beceriksiz olanlar da kendisi gibi işçi kalır. Patronlar hakkıyla zengin olmuştur. Eşitlik, herkesin hak ettiğini almasıdır. İşçiler sömürülmeyi hak ederler ve alırlar. Bunu değiştirmeye çalışmanın anlamı yoktur. Tanrı böyle istediği için bu düzen böyle gidecektir.
Kocası tarafından dövülen kadına göre de erkek daima haklıdır. Kadın dediğin yatakta da, tarlada da aynı başarıyı göstermelidir. Gece erkenden kalkmalı, evi silip süpürmeli, kahvaltıyı hazırlamalı, alışverişi para olmasa da yapmalı, kömür olmasa da evi ısıtmalıdır. Erkek dediğin ara sıra döver. Elbette bir bildiği vardır. Erkek, dış dünyanın, kadının anlamadığı dünyanın adamıdır. Hem kadın dediğin, namustur. Şırfıntılığın âlemi yoktur. Namusu korumak için ise sopa vaciptir. Kuran'da bile "Serkeşlik eden kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün" demez mi? "Eğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır" (Nisa, 34 ve 128).
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyelerinin yaptığı bir araştırmaya göre kadınların yüzde 78'i, kocalarının kendilerine şiddet uygulamasını haklı bulmuş! Bu kadınların yüzde 40'ı çocukken ana-babalarından dayak yemiş, yüzde 40'ı da kocalarının saldırısına uğramış. Ve tabii ki yüzde 76'sı da kendi çocuklarına dayak atıyor.
Kadınların yüzde 80'e yakını "Kocam bana dayak atmakta haklıdır" dediğine göre, bu orana yakın bir kadın kitlesinin "çocuğuma dayak
atmak da benim hakkımdır" demesi ve çocukların da "Dayak, büyüklere tanınmış bir haktır, bana da yemek düşer" diye dayağı sineye
çekmesi pek normal gözüküyor.
Ve şiddet böylece kurumsallaşıyor, haklılaşıyor, normalleşiyor, sıradanlaşıyor, bir kuşaktan diğerine aktarılıyor. 'Elim sende' oyunu gibi.
Kurumsallaşan şiddeti ortadan kaldırmak için mücadele etme direnci ve hevesi kalmıyor. Her şey böylece 'normalmiş' gibi gözükmeye başlıyor.
Böyle bir ortamda 'demokrasinin' işleyişi de ayrıca sorgulanmalıdır. Halkın yarısı olan erkekler, diğer yarısı olan kadınlara dayak atıyorsa ve dayak yiyenler de yarınlarımız olan çocukları sopayla tedip ediyorsa ve bütün bu olanlar 'normal' karşılanıyorsa, 'toplumsal düzeyde' demokrasi işlemiyor demektir.
Kadınların Meclis'te temsil edilişindeki haksızlıkla, uğradıkları toplumsal haksızlık arasında bir bağ olmalı. Siyasal ve toplumsal haksızlık arasındaki ilişki, kendini üreterek sürdüren bir kısırdöngüye benziyor. Bir yerde, bir noktada, bir biçimde kırılması gereken bir kısırdöngü. Tartışmayı pek sevmediğimiz bir konu olmalı bu.