Demokrasi ve sansür

Bu karmakarışık süreç 'modernleşmedir!' Sancılı olması normal. Doğumlar sancılıdır.

Yıldırım hızıyla geldi geçti bir sansür denemesi. Başbakan Yadımcısı Cemil Çiçek, RTÜK aracılığıyla televizyon yayını yapan kuruluşlara bildirdi: "Kamu düzenini ve halkın moral değerini bozan, güvenlik güçlerine dönük zaaf imajı yayan, toplumsal psikolojiyi olumsuz etkileyen radyo ve televiyon yayınlarının durdurulması."
Danıştay da hemen bu yasağın yürütmesini durdurdu.
İyi de etti.
Nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir yasaktı bu. Uygulanacak olsa trajikomik olaylara yol açabilirdi.
Her şeyden önce, demokrasi vaadiyle iktidara gelen AKP yönetiminin bu kadar kapsamlı bir sansür kararına imza atması ilginçtir. AKP'nin ne kadar 'demokrat' olduğu konusunda ipuçları veriyor. Ve neden TCK'nın 301'inci maddesinin ısrarla korunduğunu da anlamamızı sağlıyor.
İkincisi, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi gibi kuruluşların sağladığı dengeleme ve denetleme işlevinin önemini ortaya koyuyor. AKP bu kuruluşlardan (özellikle de YÖK'ten) son derece rahatsız. Ama demokrasiye bir şans tanınacaksa bu kurumların AKP iktidarından bağımsız olarak varlığını sürdürebilmesi gerekir. Bu kurumları ele geçirmek için girişilecek bir çaba, demokrasinin işleyişini bozacak, sonunda bunun zararını AKP de görecektir. Hep iktidarda kalacak değiller ya!
Bunun güzel bir örneğini Demirel verdi. Demirel, iktidarı süresince Danıştay'a, Anayasa Mahkemesi'ne, üniversite özerkliğine, TRT'nin özerkliğine karşı çıktı. Ama iktidardan düşünce bu kurumların siyasal iktidardan bağımsız olmasının ne kadar önemli olduğunu birdenbire fark etti!
Ayrıca, internetlerin ve uydu televizyon yayınlarının sınır tanımayan dünyasında bu tür sansürler biraz eski moda duruyor. Bu yeni medya dünyasına koskoca Sovyetler Birliği gibi ülkeler dayanamadı! Delineceği baştan belli olan bir yasağı koymanın ne yararı olabilir ki?
Son sansür olayının en dikkat çekici sonuçlarından birisi, hemen hiç etkili olmaması idi. Televizyonlar bildikleri gibi yayın yapmaya devam ettiler! Sansürü ciddiye almadılar.
Bunu da birlikleri aracılığıyla açıkça söylediler!
Bu sansür girişmi toplumun ulaştığı demokratikleşme düzeyini göstermesi açısından belki hayırlı olmuştur bile denebilir. Demokrasi sadece yasalarla sağlanan bir yönetim biçimi değildir. Yasalar kadar önemli olan bir nitelik, zihniyet değişimidir. 10 yıllık DP iktidarı dönemini 'ispat hakkı' gibi gülünecek gibi gözüken tartışmalardan şimdi geldiğimiz noktada sansür uygulamaya kalkan bir iktidar hemen engellenebilmektedir! Hem de çok ciddi koşullar altında.
Bu değişimi salt siyasal ve hukuki bir olgu olarak algılamak yanlış olur. Demokratikleşme potansiyelinin arkasında yatan derin bir sosyoekonomik değişim var. Sanayileşme, kentleşme, iletişimin ve ulaşımın gelişmesi, bireyselleşme ve orta sınıfın gelişmesi, demokratikleşmenin temel unsurları olarak ortaya çıkmaktadır.
Dün basında yer alan Dr. Hakan Yılmaz'ın yürüttüğü bir araştırmaya göre, insanlarımızın yüzde 58'i kendisini 'orta sınıftan' sayıyor. Gerçekten böyle olup olmadıkları o kadar önemli olmayabilir. Kendilerini nasıl konumlandırdıkları önemli. Yüzde 45'i (en büyük küme), 'Laikliğe dokunmayın' diyor. Max Weber'in ruhunu şad edecek bir çoğunluk, 'Çalışanlar başarılı, tembeller başarısız olur' diyerek kapitalizmin etiğini yansıtıyor. Ve tabii ezici bir çoğunluk, 'Askerler darbe yapmasın' diye ekliyor.
Ve en demokratik ülkelerde bile kolay kolay görülmeyen bir oluşumla karşı karşıyayız, açıkça PKK yanlısı oluğunu söyleyen milletvekillerinin oluşturduğu bir parti Meclis'te yerini alıyor!
Bu karmakarışık süreç 'modernleşmedir!'
Laikleşme, bireyselleşme ve demokratikleşmeden oluşan bu sürecin tam ortasındayız.
Sancılı olması normaldir. Her doğum sancılıdır!