Demokrasiye yönelik tehlikeler

Hayırlı olsun, nihayet seçimlere gidiyoruz! Seçimler demokrasinin temel unsurlarından birisidir. İyi de neyi seçiyoruz? Partilerin farklı politikaları arasında bir seçim mi yapıyoruz?

Hayırlı olsun, nihayet seçimlere gidiyoruz! Seçimler demokrasinin temel unsurlarından birisidir. İyi de neyi seçiyoruz? Partilerin farklı politikaları arasında bir seçim mi yapıyoruz?
Dört buçuk yıl iktidarda kalmanın sağladığı olanaklarla ve verdiği güvenle AKP iktidarının bazı uygulanabilir projelerle ortaya çıkması beklenirdi. Hani, var öyle bir projeleri?
Aslında AKP 2002 seçimlerinde de kendine özgü bir projeyle ortaya çıkmamıştı. Şu ana kadar izlediği ekonomik politikalar Kemal Derviş kanalıyla Türkiye'ye telkin edilen 'kurtuluş' reçeteleriydi. Diğer konularda da AB'nin dayattığı 'uyum yasaları'nı çıkararak günü kurtardı AKP. Bu politikaların hiçbirisi AKP'nin kendi seçimi ve tercihi değildi. Belki doğrudan AKP'ye özgü olabilecek ender projelerden birisi 'duble yol' uygulamasıydı. O yolların çoğunun da henüz hizmete girmeden delik deşik olduğunu gördük.
Şu anda paldır küldür genel seçime gidiyoruz. Ve Başbakan hemen her gün uzun ve hamasi nutuklar atarak hepimizi aydınlatıyor. Ama bir güne bir gün AKP'nin özgün bir projesinden söz ettiğini gördünüz mü? Ben görmedim!
Biraz da bu boşluğu doldurmak için AKP'nin 'düzen değişikliği' izlenimi veren girişimleri ortaya attığını görüyoruz: Cumhurbaşkanını halk seçsin, cumhurbaşkanı iki kez beşer yıllık sürelerle seçilebilsin, seçilme yaşı 25'e insin...
İyi hoş da bu temel değişiklikleri yapmak için neden senelerce beklediler dersiniz?
AKP'nin bu önerilerinde ciddi olduğunu sanmıyorum. Ciddi olsaydı, bunları seneler önce çıkarırdı. Şimdi son anda yangından mal kaçırır gibi bu önerileri getirmesi, sanırım kamuoyunda belirli bir imaj yaratma gayretinden kaynaklanıyor.
"Elimden gelse çok temel değişiklikler yapacağım, bu seçimde AKP'ye daha fazla oy verin ki buna benzer değişiklikleri rahatlıkla yapabileyim."
Türkiye'de senelerce 'seçilmişler-atanmışlar' tartışması yapıldı. Demokrasinin yerleşmesi, güçlenmesi, işler hale gelmesi için gerekli ve yerinde tartışmalardı bunlar.
Fakat bu tartışmalarda saf tutanların bir konuya hemen hiç değinmediğini gördük: Yerli 'atanmışların siyasete karışmasına' şiddetle karşı olanlar, yabancıların ekonomik ve siyasal yaşamımıza müdahale etmesine hiç mi hiç seslerini çıkarmadılar. Şu sorunun yanıtını aramadılar:
"IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, Avrupa Birliği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi.. gibi kuruluşları Türk halkı oylarıyla mı seçiyor ki bu kuruluşların yetkilileri rahatlıkla içişlerimize karışıp her türlü müdahalede bulunuyorlar? Ve Türk vatandaşlarının bu tür 'ecnebi muhtıralarına' karşı yapacağı bir şey var mıdır?"
Dünya düzenine başkaldırmak zor, hatta olanaksız olabilir. Fakat demokrasiye yönelik küresel tehlikelerin varlığına ve boyutlarına dikkat. Türk halkının seçmediği iktidar odaklarıyla karşı karşıyayız ve görünür gelecekte bu durum devam edecektir.
Elimizden çok bir şey gelmese bile, tehlikelerin farkında olmakta yarar var!