Demokratik ahlak

'Aristokrasi onura, cumhuriyet erdeme dayanır' derler. Cumhuriyetin (burada kastedilen demokrasidir) erdeme dayanması...

'Aristokrasi onura, cumhuriyet erdeme dayanır' derler. Cumhuriyetin (burada kastedilen demokrasidir) erdeme dayanması, seçilmişlerin ahlak kurallarıyla sınanması, sınırlandırılması ve yargılanması anlamına gelir. Her seçim, seçenlerle seçilenler arasında yapılmış bir sözleşmedir. Verilen sözlerde durulup durulmadığı, erdemin ölçülerinden birisi olacaktır.
Bu nedenle, demokrasilerde 'siyasal ahlak' tartışmaları önemli bir yer kapsar. ABD'de ve çeşitli Avrupa ülkelerinde siyasetçilerin uzun zamandır uymak zorunda oldukları
'siyasal etik' yasaları var. Bizde de bu konu gündeme geldi, Meclis'te 29 milletvekilinin imzaladığı bir teklif tartışmaya açıldı.
Dünkü Radikal'de özetlenen yasa teklifi, daha çok milletvekillerinin maddi çıkar sağlama yollarını denetlemeyi amaçlıyor: Bir siyasi ahlak komisyonu kurulacak, milletvekilleri ticaret yapamayacak, mal beyanında bulunacaklar, pahalı hediye alamayacaklar... Bunlar olumlu önlemler, diğer demokratik ülkelerde de benzeri uygulamalar var. Fakat, bunların yeterli olduğunu sanmıyorum.
Başka neler mi yapılmalı? Her şeyden önce milletvekili dokunulmazlığı Meclis kürsüsünde yapılan konuşmalarla sınırlanmalı. (Milletvekillerinin dokunulmazlıklarını sınırlama niyetinin olmadığı anlaşılıyor.) İkincisi, milletvekillerinin ve partilerin bütün gelir ve giderleri saydam olmalı, bağışlara sınırlar konmalı. Üçüncüsü, 'çıkar çatışması' kavramı mutlaka ve geniş olarak yasada yer almalı ve uygulanmalı. (Bu konuda ne kadar duyarsız olduğumuzu, Bayındırlık Bakanı Koray Aydın'ın inşaat malzemeleri satan şirketlerini MHP yönetiminin çok doğal karşılamasında gördük.)
Dördüncüsü, salt 'siyasetçinin ahlakını' denetim altına almak 'siyasal ahlakı' sağlamaya yetmez. Yolsuzluklar, genellikle 'siyasetçi-bürokrat-işadamı' üçgeninde ortaya çıkıyor ve bu sacayağın tümü de aynı oranda sorumluluk sahibidir. Ekonomiyi çökertecek hale gelmiş olan bu yolsuzluk zincirini kırmak için salt siyasetçiye yüklenmek yeterli değildir. Bürokrat ve işadamı da en az siyasetçi kadar erdemli davranma sorumluluğunu hissetmelidir.
Bürokrasiyi ve özel sektörü denetleyen kurulların eleman bakımından güçlendirilmesi, kararlarını siyasal etki altında kalmadan vermeleri için özerk statüye kavuşturulmaları, yolsuzluklara bakan uzmanlaşmış özel mahkemelerin kurulması ve bu davaların hızla sonuçlandırılması gerekiyor.
Bütün bunlar yapılırsa büyük yolsuzluklar geniş ölçüde önlenir, ekonomi rasyonel biçimde çalışmaya başlar. Fakat, 'siyasal ahlak' tam olarak sağlanabilir mi, işte ondan emin değilim. Zira, 'siyasal ahlak' salt 'siyasetçinin ahlakından' ibaret değildir. Üç buçuk milyon vatandaş nüfus sayımında yalan söylüyorsa, bazı bölgelerde halkın yüzde 80'i, 90'ı kaçak elektrik kullanıyorsa, ekonominin yüzde 50'si kayıt dışıysa... Ahlak konusunda salt siyasetçiyi eleştirmekle ve değiştirmekle kesin bir sonuca ulaşamayız.
Ayrıca, 'siyasal ahlak' dendiği zaman neden sadece parasal yolsuzlukları anlıyoruz? Nüfuz yolsuzlukları, usulsüz ve yersiz atamalar, kendi seçim bölgesine hiç gereği olmayan havaalanı inşaatları, gerçekleşmesi olanaksız hayali projelerle (Adil Düzen, İslam Birleşmiş Milletleri gibi) vatandaşı kandırmalara ne diyeceğiz? 'Bana oy verin, şeriatçı partinin önünü ancak ben keserim,' dedikten sonra gidip RP ile koalisyon kuranların halktan aldıkları yetkiyi dürüstçe kullandıkları söylenebilir mi?
Bütün bunlar için yasa çıkaramazsınız. Çözüm, halkın bilinçlenmesinde, demokrasinin kurumsallaşmasında ve olgunlaşmasında yatar. O da uzun vadeli bir iştir. Demokrasilerde genellikle olduğu gibi.