Dereden, tepeden, anayasadan

İsmet Paşa 40 yılda bir konuşurdu, ama pir konuşurdu. 'Sizi ben bile kurtaramam' dediği zaman karşısındakilere pek diyecek bir söz kalmazdı.

İsmet Paşa 40 yılda bir konuşurdu, ama pir konuşurdu. 'Sizi ben bile kurtaramam' dediği zaman karşısındakilere pek diyecek bir söz kalmazdı.
Haklarını teslim etmek lazım. Şimdikiler de yaman laflar ediyor. Başbakanımız kalkıp 'Türkiye'yi pazarlamaktan' söz ediyor! Bir Maliye Bakanımız var ki evlere şenlik! "Ne komünist devletimiz varmış" diyor şaşkınlıkla, "sat sat bitiremedik!" Şimdi satışı tamamlamak üzere tekrar yetkili olarak geri geldiler!
Son olarak dereleri, nehirleri satacaklarmış! Her şeyin özelleşeceği aklıma gelirdi de nehirlerin özelleşeceğini düşünemezdim bile. Sudan sonra havayı da özelleştirmeye kalkmazlar umarım!
Bir gazete Erdoğan'ın nasıl yükseldiğini, halkın sevgilisi haline geldiğini tefrika etmeye başladı. Dünkü konusu dört kişilik Erdoğan ailesinin 16 yıl boyunca 80 metrekarelik bir evde oturduğuyla ilgiliydi. Böylece küçücük dairelerde yaşayanlara bir mesaj iletiliyordu: 'Erdoğan sizdendir, halinizden anlar!' Çoban Sülü'nün çobanlığı gibi!
Ama sonra nasıl oldu da Erdoğan birdenbire Türkiye'nin en zengin insanlarından birisi oldu, oğlu gemi satın almaya başladı, o bir gizemdir! Allah'ın hikmeti!
Batı ülkelerinde zenginler siyasete girer, bizde ise siyasete girenler zengin olur! Bir hikmet de bunda gizlidir!
Her neyse, benim asıl tartışmak istediğim konu Anayasa değişikliği. Şimdiki 12 Eylül Anayasası yüzde 92.5 'Evet' oyuyla halkın desteğini aldı ama toplumun büyük kesimleri bu Anayasa'yı hiç desteklemedi. Özellikle solcular bu Anayasa'nın neredeyse tümüne karşı çıktılar. Senelerce 'Hayır!' dedikleri bir şeye şimdi 'Evet' demeleri pek kolay değil.
Buna karşın, 'Anayasa değişikliğini' gündeme getiren AKP'ye güvenmeyen geniş bir kesim var. 'Cumhuriyet şeriata boyun eğecektir, halk isterse laikliği elbette kaldıracaktır' gibi sözlerin henüz mürekkebi kurumadan 'Biz çoğunluğu sağladık, haydi Anayasa'yı değiştirelim' diye yeni bir anayasa yapmaya kalkanlara güven duymak ne kadar akıllıca olur ki?
Öte yandan kabul etmeliyiz ki, belli başlı sivil kesimlerin katkısıyla hazırlanacak yeni bir anayasa genel bir oydaşlığı sağlarsa, demokratikleşme doğrultusunda önemli bir adım atılmış olacaktır. Fakat, bunun hiç de kolay olacağını sanmıyorum. Örneğin din derslerinin seçimlik olmasını veya kaldırılmasını AKP'nin kabul etmesine ihtimal veremiyorum. Yerel yönetimlere verilecek özerklik ve yetkiler de ciddi tartışma konuları olacaktır. Bir taraftan cumhurbaşkanını halkın seçmesini savunurken, diğer taraftan yetkilerini kısmaya kalkmak ayrı bir çelişki gibi gözükmektedir.
Ve Anayasa değişikliği olacaksa, bunun hazırlık çalışmalarını sadece Meclis'e bırakmamakta, üniversitelerin, baroların, sendikaların ve
toplumda etkili olan sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini almakta yarar olacaktır.
En önemlisi de AKP'nin niyetleri konusundaki tereddütlerin giderilebilmesidir. Zafer Üskül'ün açıklaması bu konuda hiç de iyi bir başlangıç olmadı doğrusu!