Develer tellal iken...

Koskoca hükümet, bir kanayan yaraya parmak basamıyor, el koyamıyor, çare bulamıyor, hatta bir öneri bile getiremiyor. "Ceza Yasası'nın 301'inci maddesi mi?

Koskoca hükümet, bir kanayan yaraya parmak basamıyor, el koyamıyor, çare bulamıyor, hatta bir öneri bile getiremiyor. "Ceza Yasası'nın 301'inci maddesi mi? Valla biz bilmeyiz, gidin sivil toplum kuruluşlarına sorun!"
"Bugün git, yarın gel" kabilinden bir şey bu.
Türkiye'de tartışmalı başka konular da var. Örneğin milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlanması, örneğin seçim barajının yüzde 10'un altına indirilmesi... Neden bu konularda 'sivil toplum kuruluşlarının' fikri sorulamaz da, sadece iş 301'e gelince akla sivil toplum kuruluşları gelir? Nedeni pek açık, değil mi? AKP iktidarı 301'inci maddenin değiştirilmesinin sorumluluğunu tek başına üstlenmiyor. Milliyetçi oyları kaybetmekten korkuyor.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek durmadan yineleyip duruyor: "Aman efendim, buna benzer maddeler başka ülkelerde de var. Hem de Batı'nın demokratik ülkelerinde. Onun için kaldıramayız!"
Garip bir mazeret. Adalet Bakanı çok iyi bilir ki, hukuk boşlukta oluşmaz, kültürel bir çerçevede oluşur, işler ve değişir.
301'e benzer maddeler diğer ülkelerde de varsa, şu ana kadar ne sonuç vermiştir? Kaç tane Batılı aydın, sanatçı, bilim adamı ülkelerine hakaret etmekten yargıç karşısına çıkarıldı, mahkûm oldu ve öldürüldü?
Hukuk tarihinde çok görülen bir şeydir bu:
Aynı yasa metni, farklı ülkelerde çok farklı, hatta zıt sonuçlar verebiliyor. Onun için, 'Bu yasa metni pek çok demokratik ülkede de var' demenin pek fazla anlamı yok.
Yapılması gereken şey, yasa metinlerinin, bizim polisimizin, savcımızın ve yargıcımızın doğru olarak anlayacağı ve yorumlayacağı biçimde düzenlenmesidir. Şu ana kadar kötü bir sınav veren 301'inci maddenin yeniden düzenlenmesi konusunda devlet topu sivil toplum kuruluşlarına atmaktan vazgeçsin.
Tamam, seçimler yaklaşıyor, bir oy bir oydur falan ama vatanın çıkarı, partinin çıkarından daha önemli değil miydi?
* * *
Hrant Dink cinayeti, güvenlik kuruluşlarının içinde bulunduğu koşullanmayı ve zaafı çarpıcı biçimde ortaya çıkardı. Ne potansiyel suçlular doğru dürüst izleniyor (belki de bilerek izlenmiyor), ne yargı gerekli kararları veriyor, ne ihbarlar gereği gibi değerlendiriliyor, ne ciddi tehdit altındaki insanlar doğru dürüst korunuyor.
Bu yetmiyormuş gibi, güvenliği sağlamakla görevli kişiler suçlulara kahraman muamelesi yapıyor. Bu hüsnü kabulü gören genç katil, 'Yahu galiba iyi bir şey yapmışım' diye düşünmez mi?
Katilin böyle alkışlandığını gören işsiz güçsüz gençler, "Bir baltaya sap olamadık, bari bir Hrant Dink de ben bulup öldüreyim, bak şu katil nasıl saygı görüyor" diye cihada kalkışmaz mı?
Garip bir ülke olduk. Güvenlik güçlerinin katilleri alkışladığı, pirelerin deve olduğu bir garip ülke...