Devrimi beklerken

Ergenekon davasını başlangıçta pek çok kişi gibi ben de kuşkuyla karşıladım. Orduyu yıpratmak üzere düzenlenmiş, ciddi kanıtlara dayanmayan bir dava havası vardı. Hâlâ da bu...

Ergenekon davasını başlangıçta pek çok kişi gibi ben de kuşkuyla karşıladım. Orduyu yıpratmak üzere düzenlenmiş, ciddi kanıtlara dayanmayan bir dava havası vardı. Hâlâ da bu hava kaybolmuş değil. Mustafa Balbay’dan Kemal Gürüz’e kadar askeri darbe peşinde koştuğuna inanmanın zor olduğu sanıklar gördük. Çoğu için hiçbir maddi kanıt yoktu, hâlâ da yok.
Fakat son günlerde bu hava değişmeye başladı. En azından yere gömülmüş silahların ortaya çıkmasıyla birlikte kısmi bir değişiklik belirdi. Öyle ki, İsmet Berkan dünkü yazısını “Ergenekon savcıları turnayı gözünden vurmuşa benziyor” diye bitiriyordu.  
Bulunan silah ve mühimmat, bir askeri darbe hazırlığının kesin kanıtı olmasa bile çok güçlü bir kanıt oluşturdukları ortada. Fakat bu durum bile yaşlı başlı profesörlerin, generallerin, adi birer suçlu gibi gece baskınlarıyla itile kakıla evlerinden alınıp sorguya götürülmesini haklı göstermez, diyorum.
Bu davanın bir askeri darbe hazırlığını engellediği varsayılırsa, ‘derin devletin topyekûn sorgulanması’ gibi bir sonuç yaratabilir mi? Dünkü yazısında Nuray Mert bu soruyu soruyor ve şu yanıtı veriyordu: “... Benim bildiğim, bu denli köklü ve büyük değişimler ancak topyekûn siyasi iktidar değişimiyle, yani devrimle olur. Bir savcının açtığı davadan veya bir iktidar değişiminden bir devrimle gerçekleşecek sonucu beklemek nasıl bir akıldır anlamakta zorlanıyorum.”
Ben de Nuray Mert’in neyi anlamadığını anlamakta zorlanıyorum doğrusu!
‘Devrim’ ille de kanlı, silahlı, kalkışmalı zoraki değişim getiren hareketler anlamına gelmez. Eminim Nuray Mert de bu kanıdadır. ‘Devrim’, siyasal, ekonomik, yönetsel ve kültürel yapıda köklü değişiklik anlamına gelir. Bu değişiklikler zaman içine yayıldığı gibi, kısa bir zamanda gerçekleşen köklü değişimler anlamına da gelir. ‘Endüstri devrimi’ dediğimiz zaman birinci türü, ‘Sovyet Devrimi’ dediğimizde de ikinci türü kastederiz,
Endüstri devriminin zaman içinde yayılması onu ‘devrim’ olmaktan çıkarmaz. Niceliksel değişimler sonuç olarak niteliksel bir sıçramaya neden olarak bambaşka bir toplumun doğmasına neden olur. ‘Hayır, bu değişim türü devrim değil, evrimdir’ diye inat edecekseniz, siz bilirsiniz!
Türkiye’ye gelince, 100 yılı bulan bir süreç içinde hem devrimi yaşadık, hem de niceliksel değişimlerin birikmesiyle oluşan yapısal değişimlere tanık olduk. Sanayileşen, sınıfsal farklılıkların artmasına yol açan, kentleşen, eğitim ve gelir düzeyi yükselen, siyasal deneyim birikimi artan, iletişim ve ulaşım ağları gelişen, dünya ekonomisiyle bütünleşme sürecinde olan.. bir ülke Türkiye. Bazı köklü değişimler için gerekli olan olgunluk düzeyine ulaşmış olabilir.
Türkiye askeri yönetimleri de gördü. Yalnız siviller değil, askerler de askeri yönetimlerin yetersizliğine tanıklık ettiler. Yaşananlardan siviller de, askerler de ders almıştır. ‘Ergenekon’ diye bir örgüt varsa bile, bunu bütün askeriyeye teşmil etmek, askerleri darbe peşinde koşan maceraperestler olarak görmek yanlış olur.
Asker fobisinin düzelmesi için oturup devrim beklemenin yanlış olacağını düşünüyorum. Devrimler o kadar sık olmaz ve biz geleneksel anlamında yeteri kadar devrim gördük sanırım. Ayrıca klasik devrimler ve total ideolojiler çağını kapatmış da olabiliriz.