Devrimin rengi

Sanki her an seçim varmış gibi, Erdoğan istim üstünde: "Bunlar milliyetçi filan değil, ırkçı, kafatasçı" diyor parmağını ekrandan bize doğru uzatarak.

Sanki her an seçim varmış gibi, Erdoğan istim üstünde: "Bunlar milliyetçi filan değil, ırkçı, kafatasçı" diyor parmağını ekrandan bize doğru uzatarak. "Adam haklı" diye düşündüm. "Hrant Dink olayı, toplumdaki karşıtlıkların yeni saflar oluşturarak kendini yeniden tanımlamasına neden oldu."
Tamam, sevgili ve sevimli ülkemizde kafatasçılar ve ırkçılar cirit atıyor. Ve bu durum demokratik kültürün yerleşip yeşermesi bakımından hiç de cesaret verecek gibi gözükmüyor.
Ama demokrasi için sadece kafatasçılar ve ırkçılar mı engel oluşturuyor? Şeriatçılar da en azından kafatasçılar kadar, hatta bazen daha da beter olmak üzere domokrasinin oluşmasına ve gelişmesine engel oluşturmaz mı?
AKP liderlerinin bu soruya vereceği yanıt bellidir. "Bizim saflarımızda şeriatçı yok" diyecekler (ve bunu kaç kez yinelediler), "biz değiştik."
Bir gece içinde binlerce, hatta yüz binlerce, hatta be hatta milyonlarca insan nasıl değişir? Hemen hepsi de aynı yöne doğru? İşte bu
garabeti anlayamadım. Ve şimdiye kadar anlamış olan birini de görmedim.
AKP yöneticileri ve milletvekilleri de bu konuda son derece duyarlı ve dikkatliler. Ser verip, sır vermiyorlar. Yalnız arada bir patlama oluyor. "Ee yeter artık. Gerçek düşüncelerimi söylemem gerekiyor" diyen bir delikanlı çıkıyor, görüşlerini gizlemeye gerek duymadan açıkça ve içtenlikle söyleyiveriyor.
AKP Adana Milletvekili Abdullah Çalışkan'ın geçen gün Adana'daki bir toplantıda söyledikleri gibi. "Gençler turuncu devrim istiyorlar. Ben de romantik bir devrimci olarak devrimden yanayım. Ancak devrimin turuncusu olmaz. Devrim ya kırmızı ya da yeşil olur. Benim gönlüm yeşilden yana!"
Ve konuşmayı dinleyen AKP yandaşları Abdullah beyi çılgınca alkışlamışlar! Hayırlı olsun. Yeni bir devrimciyle tanışmış olduk.
Yalnız yanıtlanması gereken birkaç soruyu sayın milletvekilinin ve onun gibi düşünenlerin dikkatine sunmakta yarar var.
Birincisi, devrimler kanlı olur ve demokrasinin bir süreliğine olsun ortadan kalkmasına veya kısıtlanmasına yol açar. 'Yeşil devrimci'
AKP'liler demokrasiden uzaklaşma konusunda ciddi niyetli iseler TBMM'de ne işleri var?
İkincisi, devrimleri gerçekleşmek için belirli toplumsal katmanların örgütlenmesi ve savaşması gerekir. Sn. Abdullah ve onun fikrini paylaşanlar hangi toplumsal katmanlara yaslanmayı ve nasıl bir mücadele yöntemini öngörüyorlar?
Üçüncüsü, devrimler, mevcut düzeni tümüyle yıkmayı ve onun yerine yepyeni bir toplumsal düzen kurmayı hedeflerler. Her devrim bir ideolojiye dayanır ve o ideolojiyi gerçekleştirecek programları uygulamayı öngörür. Sn. Abdullah Çalışkan ve onun gibi düşünenlerin kafasındaki toplum düzeni nedir? 'İslami toplum ve İslami devlet' dedikleri nasıl bir şeydir? Ayrıntılarıyla anlatsalar da hepimiz öğrensek!
Dördüncüsü, 'Yeşil Devrimciler' bu düşüncede samimi iseler, AKP'de değil de Saadet Partisi'nde yer almaları gerekmez mi? Tabii eğer AKP
resmen görünmek istediği gibi bir parti ise!
TBMM'de bir devrimcinin olması heyecan verici doğrusu. Sn. Çalışkan bu işte yalnız değilse (ki yalnız olduğunu hiç sanmıyorum), devrim görüşünü paylaşan arkadaşlarıyla birlikte ortaya çıkıp bu sorulara yanıt vermelidir, diye düşünüyorum.
Orta yere çıkmaktan korkmasınlar.
Devrimciler korkak olmaz!