Dilhun olurken

Hakkı Devrim'in dünkü köşesinden bir dil yâresi: Televizyonda tartışan iki hekim, 'vak'a' (yani, 'olay') diyeceğine ısrarla 'vakıa' (yani, 'olgu') demiş. 'Ee, n'olmuş yani?' demeyin, ikisi arasında dağlar kadar fark var.

Hakkı Devrim'in dünkü köşesinden bir dil yâresi: Televizyonda tartışan iki hekim, 'vak'a' (yani, 'olay') diyeceğine ısrarla 'vakıa' (yani, 'olgu') demiş. 'Ee, n'olmuş yani?' demeyin, ikisi arasında dağlar kadar fark var. Ve 'vak'a', tıp dilinde özel anlam taşıyan bir sözcüktür, hatta terimdir. Buna rağmen yanlış kullanılması üzücü bir durum.
'Vak'a'nın İngilizcesi 'case'.
Bu sözcük, İngilizcede 'mahkemede savunulan görüş' anlamına da gelir ve sık sık çeviri yanlışına kurban gider.
Bir polis iz üstünde olduğu olayı kovalamaktan vazgeçtiğini söylemektedir, ama sözlerinin, 'Ben bu davayı bırakıyorum' diye çevrilmesine kaç kez tanık oldum. Belli ki 'case'i, yani 'olay'ı bırakıyorum, demek istemiştir. Her neyse, gene de film çevirilerinde eskiye oranla düzelme olduğunu söylemeliyim. Beş-on yıl önce iyice kötü çeviriler piyasayı sarmıştı.
Genç doktor hanıma, "Bana bir müsekkin yazar mısınız?" dedim. Şaşkın baktı: 'Müsekkin ne demek?' 'Yani trankilizan.' "Haa, o mu? Tamam, yazayım."
Üniversitede sosyal bilim öğrencilerine ders veriyorum: 'Tecrit edilmiştir...' 'Ne edilmiştir hocam?' 'Tecrit...' 'Aaa, biz öyle bir sözcük işitmedik şimdiye kadar. Tecrit de ne demek?'
'Ne demek olacak, F tipi cezaevi demek evladım.
Siz o zaman 'mücerret'i de bilmezsiniz?' 'Bunlar ne kadar da eski hocam, bilmiyoruz işte!' 'Müşahhas?' 'Amaan be hocam, işiniz mi yok sizin!'
Bu olayı anlattığım herkes beni suçladı: 'A canım efendim, o kadar da geriye gitmeye ne gerek var? Çocuklar haklı, seni tabii anlamazlar. Onlar çağımızın çocuğu.' Bir utandım ve bir pişman oldum ki öyle şeyler sorduğuma.
Ama gerçekten çocuklar da haklı olabilir. Basında kullanılan dile bakınca, çocuklara söyleyecek fazla bir söz de kalmıyor doğrusu. En büyük gazetelerimizden birisi manşet atıyor: 'Dehşet olay!'
Ne dersiniz bu 'dehşet verici Türkçeye?'
Başka bir gazete İran'la ilgili haberi şöyle veriyor: "(L)iderliğe, siyasi ve güvenlik hedeflerine olası saldırılar düzenlenmesi de dahil." İlk bakışta her şey yerli yerinde gibi, ama 'Olası saldırı düzenlemek' ne demek, ne anlama gelir?
Sakın 'Saldırı olasılığı vardır,' denilmek isteniyor olmasın?
Her dilin kendine göre bir lezzeti, konuşurken ve dinlerken verdiği zevk vardır. Estetik bir zevktir bu. Son günlerde basında sık sık rastladığım şu sözcüklerde bu zevki bulabilir misiniz? 'Anti-Türk'.. 'ex-koca'... Anlamı bir yana bırakın, Türkçenin rengine, tınısına, damak zevkine yakışıyor mu bu sözcükler? Senelerdir öztürkçe sözcüklere 'uydurukça' diye karşı çıkanlar bu uydurukçaya neden bir şey demiyorlar?
Aynı tarzda bir başka felaket: 'Dışişleri bakanımız, mevkidaşı bilmem kimle görüştü...'
Ne demektir 'mevkidaş'?
Özellikle dışişleri bakanları için bir türlü uygun bir sıfat bulamadık gitti. Eskiden 'Dışişleri bakanımız İngiliz meslektaşıyla görüştü,' türünden saçmalıklar yapardık. Bakanlığın bir meslek olmadığını nihayet anladığımız için bu ifadeyi bırakmışa benziyoruz. Ama 'mevkidaş' (anlamı bir yana) dil zevkimize hakaret edercesine kullanılan bir dil çöplüğünden çıkmışa benziyor. Dışişleri bakanları için ille de bir şeyler uydurmak zorunda mıyız?
Dilimiz kanıyor. 'Oha' filan olmasak da.