Din, demokrasi, çifte standart

Pek çok kişinin merak ettiği, sık sık sorduğu bir soru: "İslam?la demokrasi bağdaşır mı?" "Hayır, bağdaşmaz" diyenler var. Ve korkarım ?hayır? diyenler çoğunlukta.

Pek çok kişinin merak ettiği, sık sık sorduğu bir soru: “İslam’la demokrasi bağdaşır mı?” “Hayır, bağdaşmaz” diyenler var. Ve korkarım ‘hayır’ diyenler çoğunlukta.
“Evet, bağdaşır” diyenlerin bir örneği İran: “İşte” diyorlar, “İran İslam Cumhuriyeti demokrasisidir. Seçim yapılıyor ya!”
Gerçekten bir ülkede seçim yapılması, birden çok partinin olması, o ülkenin demokratik olduğu anlamına gelir mi? Komünist ve faşist ülkelerde de partiler ve seçimler vardı, ama kimse bu ülkelerin demokratik olduğunu iddia edemezdi.
Demokrasinin dayandığı iki temel vardır. Birincisi, toplumsal yapının birbirini dengeleyen ve denetleyen unsurlardan oluşması gerekir. Bu sayede, herhangi bir güç odağının (askeri, ekonomik, etnik, dini, sınıfsal...) toplumda egemenliği ele geçirmesi engellenir. Demokraside egemenlik bir odakta yoğunlaşmaz, farklı odaklara dağılır.
Demokrasinin dayandığı ikinci temel ‘birey’dir. Ailenin, aşiretin, etnik kümelerin... karar vermede etkili olduğu, bireyin sözünün geçmediği yerde demokrasiden söz edilemez.
Toplumsal yapının çoğulculaşması ve bireyin ortaya çıkışı elbette rastlantılarla açıklanamaz. Ekonomik, toplumsal, tarihsel kökenleri vardır. O nedenle de ‘Haydi demok- rat olalım’ demekle demokrat olunmuyor. Veya ‘Neden demokrat değilsiniz, siz aptal mısınız’ demekle de sorunlar çözülmüyor.
Gelelim baştaki sorumuza: ‘İran demokratik bir ülke midir?’
Dinciliğin elverdiği ölçüde demokrattır diyebiliriz.
Bu konuya girmemin nedeni, İran’lı kadın sinema oyuncusu Gülşifte Farahani’nin başına gelenler. Gülşifte hanım Amerika’da bir filmde rol almış, bir sahnede başı açık olduğu için yurt dışına çıkışı yasaklanmış!
Dine dayalı demokrasi bu kadar oluyor.
Benim asıl aklımı kurcalayan şey daha başka. Tamam, kadınların saçlarını göstermesi günahtır ve yasaktır diyelim. Fakat saç gösterme suçu (zinada olduğu gibi) tek kişilik bir suç değildir, en azından iki kişiliktir. Kimsenin olmadığı bir yerde kadın saçını da açar, başka yerlerini de.
O halde saçını açan kadına ceza veriliyor da, açık saçı izleyen erkeklere neden hiç ceza verilmiyor? İranlı erkekler hiç saçı açık kadın görmeden hayatlarını geçirmiyorlar herhalde. Yabancı filmleri izlerken, uydu kanalları arasında gezinirken, yabancı dergileri, gazeteleri karıştırırken saçı açık kadın görmüyor mu İranlı erkekler?
Elbette görüyorlardır. Ve başı açık bir kadın fotoğrafı gördükleri için şehvetten çıldırdıklarını da sanmıyorum. Ama gene de bir suçu paylaşmanın cezasını çekmeleri gerekmez mi? Görenin de azından gösteren kadar günahı olmalı.
Bu işte bütün suçu kadınların üzerine atmak çifte standartmış gibime geliyor.
Ama çifte standardın en muhteşem örneğini dünkü gazetelerden birinde yer alan Suudi Arabistanlı bir din adamının fetvasıydı. Bu fetvaya göre, yurtdışında yaşayan Arap erkekleri, ‘seninle evleneceğim’ diye gayri Müslim kadınları kandırıp birlikte olabilirlerdi.
Yalnız Arabistan’a dönecekleri zaman, ‘Kusura bakma, seni kandırdım, ben yalnız dönüyorum!’
demeleri gerekiyormuş!
Ne denir?