Din kurumu ve modernleşme

Önümüzdeki yıllarda laikliğin gerilediğine, dinin siyasallaştığına mı tanık olacağız? Hiç sanmıyorum.

Önümüzdeki yıllarda laikliğin gerilediğine, dinin siyasallaştığına mı tanık olacağız? Hiç sanmıyorum.
Her şeyden önce, laikleşme Batı ülkelerinde de bitmiş bir süreç değildir. Katolik ülkelerinde hâlâ aile hukuku (boşanma, doğum kontrolü, kürtaj...) laikleşme sürecindedir. Örneğin İrlanda'da hâlâ kürtaj yasaktır!
Bu sürecin geri çevrileceğine ilişkin hiçbir belirti yok.
Tam tersine, pek çok ülkede laikleşme sürecinin önümüzdeki yıllarda hız kazanması beklenebilir. Zira, laiklik, modernleşmenin ve demokratikleşmenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu eğilimler sürdükçe (ki öyle gözüküyor), laikleşme (sekülerleşme demek daha doğru olacak) gelişmeye devam edecektir.
Böyle düşünmeme neden olan birkaç unsur var. Birincisi, toplumsal gelişmenin ayrılmaz bir parçası, uzmanlaşma ve işbölümüdür. İlkel toplumlarda bir kurum (aile veya din olabilir), birbirinden çok farklı işlevler yüklenir: Ekonomi, eğitim, savunma.. gibi farklı işlevlerin aynı kurumda yoğunlaştığını görürüz. Toplum geliştikçe, bu işlevler uzmanlaşmış farklı kurumların görevi haline gelir. Laiklik veya sekülerizm denen olgu, biraz da bu genel gelişme çizgisinin yarattığı bir sonuçtur: Din de, artık dünyaya ait her şeyi, bu arada siyaseti de düzenleyen bir kurum olmaktan çıkıyor, daha çok ahlaki ve uhrevi sorunlar üzerinde uzmanlaşan bir kuruma dönüşmeye başlıyor.
Bu durum, genel toplumsal gelişme çizgisiyle uyumludur.
Laiklik ve sekülerizm lehine etki eden bir diğer gelişme, kapitalizm ve liberalizmle birlikte gelişen bireyselciliktir. Birey, nasıl ki tüketim malları veya giyim kuşam zevki konularında kendi tercihini özgürce yapıyorsa, din, Tanrı, öbür dünya konularında da kendi özgün seçimini serbestçe yapmak isteyecektir.
Laiklik lehine çalışan en önemli gelişmelerden birisi, küreselleşmedir. Gerçi küreselleşmenin başlangıç noktası ekonomidir, fakat, ekonomiyle birlikte artan bir ağırlıkla, değer yargıları, estetik anlayışları, gelişen iletişimle birlikte dünya çapında benzerlikler göstermeye başladı. Bu gelişmelerin din kurumunu etkilememesi mümkün değil. Dinler, içe kapalı kurumlar olmaktan çıkıp, yavaş yavaş dünya çapında bir pazarda rekabet eden kurumlara dönüşmeye başlıyorlar. Bu da dinlerin daha dünyevi olması sonucunu doğuracaktır.
Dinin gittikçe daha az siyasetle ilgilenip, daha çok ontolojik konulara yönelmesi, laikleşmesi, öneminin azaldığı anlamına gelmez. Nasıl ki bir ordunun siyasetle ilgilenmesi veya eğitimin dinden bağımsız olması bu kurumların önemini azaltmazsa, tam tersine, grevlerini daha etkin yapmalarını sağlarsa, din kurumunun siyasetten arınması da uzun dönemde din kurumunun güçlenmesine neden olacaktır!