Dine dayalı demokrasi

Son 30 yıla damgasını vuran bir olaydır: Hiç yıkılmayacakmış gibi duran otoriter ve totaliter yönetim biçimleri göçtü gitti. Sağcı veya solcu olmaları fark etmedi.

Son 30 yıla damgasını vuran bir olaydır: Hiç yıkılmayacakmış gibi duran otoriter ve totaliter yönetim biçimleri göçtü gitti. Sağcı veya solcu olmaları fark etmedi. Rejimlerin kaderini demokratik olup olmamaları belirledi, sağda veya solda olmaları değil. 'Sağ' ve 'sol' kavramları da anlamını yitirmeye başladı. Bunu Türkiye'de ilk fark edenlerden birisi rahmetli Özal oldu: "ANAP dört akımı da temsil eder" diyordu. Bu seçimde de eski usul sağ-sol ayrımının pek fazla önemli olmadığını görüyoruz. Belki de yapılması gereken şey, bu kavramları yeniden tanımlamak, içlerini yeniden doldurmak.
Fakat ne yaparsak yapalım, şunu kabul etmek lazım ki, yükselen değerler, demokrasi, özgürlükler ve insan haklarıdır. Siyasal yelpazenin neresinde olursanız olun, bu değerlere sahip çıkmanız önkoşul gibi bir şey. Siyasal farklılıkları belirleyen şey, bu değerlerin nasıl tanımlandığıdır.
Neden her an göçüp gidecekmiş gibi duran demokrasiler ayakta kalırken, hiç göçmeyecekmiş gibi duran otoriter yönetimler yıkıldı gitti dersiniz? Bu konuda çok farklı görüşler var. Bir tanesi de şu: "Otoriter yönetimler insan doğasına aykırıdır. İnsan, doğası gereği özgürlük ister. Hatta hayvanlar bile özgürlükleri kısıtlandığı zaman buna tepki gösterir, kızar, depresyona girer. Demokrasilerin gücü, otoriter yönetimlerin ise zaafı bu noktadadır."
Bu görüş, otoriter yönetimlerin gerilemesini tek başına açıklayamayabilir. Fakat diğer etmenlerle birlikte ele alınırsa uzun dönemde önemli bir etki yarattığına kuşu yok.
Belki de sorulması gereken bir diğer soru, bütün dünyada demokrasi lehine esen rüzgârların neden Müslüman ülkelerde pek fazla bir iz bırakmadığıdır!
Pakistan'da yaşanan son olaylar dinin siyasete karışınca neden olabileceği gelişmeleri bir kez daha ortaya serdi. Camiden çıkan silahlar bir orduyu donatacak kadar var. Ağır makineli tüfekler, hafif makineli tüfekler, cephane... Başbakan Erdoğan'ın düşünü kurduğu cinsten bir cami yani.
Dinle siyaset tehlikeli bir karışım.
'İslami demokrasi' olur mu? Olur tabii. İran bunun en güzel örneğidir.
Geçenlerde Cumhurbaşkanı Ahmedinecad üniversite gençliğine yol gösteriyordu: '150 yıl önceki üniversiteye geri dönmeliyiz' diyerek.
Atom bombası ve füze üretecek kadar bilim yeter, diğer konularda ne kadar geriye gitsek o kadar iyidir!
Hakkını yemeyelim, İran sinema sanatında önemli başarılar sağladı son yıllarda. Ama nelere rağmen! 'Kakado' adlı filmi sansüre takılan kadın yönetmen Tahmine Milani filminin yasaklanma nedenini şöyle açıklıyor: Filmde bir kadın, akrabası olmayan bir erkekle bir sahnede yalnız kalmaktadır, olumsuz bir karaktere Hasan adı verilmiştir (ikinci Şii imamının adı olduğu için uygun görülmemiştir). Filmlerde kadınlar makyajlı olamazlar, yakın planda gösterilemezler, koşamazlar, birbirleriyle öpüşemezler...
Kim demiş dine dayalı demokrasi olmaz diye?
Dine dayalı bilim, dine dayalı sanat olmaz diye. İran'da gördüğümüz gibi pekâlâ oluyor işte!