Dogmatik liberalizm

'İdeolojik bakış açısı' gerçeklerden kopmuş olmayı ifade eder. İdeolojik nedenlerle gerçek yaşamdan bağını koparan kişiyi ideolojik düşünmekle ve davranmakla suçlayabiliriz.

'İdeolojik bakış açısı' gerçeklerden kopmuş olmayı ifade eder. İdeolojik nedenlerle gerçek yaşamdan bağını koparan kişiyi ideolojik düşünmekle ve davranmakla suçlayabiliriz.
Fakat nedense 'ideolojik' suçlaması oldum olası 'sol', özellikle de Marksist ideoloji yanlıları için kullanılır. Hele 12 Eylül döneminde 'ideolojik yayın' bulundurdukları için (ki bunların çoğu serbestçe satılan kitap ve dergiler olurdu) pek çok kişinin başı derde girmişti.
Nedense 'liberalizm' pek ideoloji sayılmadı.
O nedenle de Sovyetler ve Doğu Bloku yıkıldıktan sonra 'ideolojinin sonu' diye kitaplar ve makaleler yazıldı. Belki de liberalizm 'normal' bir davranış biçimi olarak düşünüldüğü için 'ideolojiler' sınıfı dışında tutuldu.
Eğer 'ideolojik düşüncenin' anlamlarından birisi gerçekliğin saptırılması ise, liberalizmin de bir ideoloji olduğuna hiç kuşku yok.
Doğu Bloku'nun çöküşü Marksist ideolojinin gerilemesi anlamına geliyordu. Ama ideolojilerin sona erdiği anlamına gelmiyordu.
Nitekim, rakipsiz kalan liberal ideoloji rahatlıkla Marksist ideolojinin boş bıraktığı alanı doldurdu. Son yıllarda gittikçe artan bir biçimde liberal ideolojik düşünce örnekleriyle karşılaşmaya başladık.
'İdeolojik düşüncenin' kendisini en çok gösterdiği konulardan birisi 'özelleştirme'dir.
Son yıllarda çok yaygınlaşan özelleştirmenin gerekçesi şuydu: 'Devlet işletmecilik yapamaz, zarar eder ve ekonomiye yük olur' deniyordu. Genel gözlemlerin de bu savı doğruladığı öne sürülüyordu.
Bunun üzerine bütün dünyada hızlı bir özelleştirme kampanyası başladı. Kimsenin buna fazla bir itirazı da olmadı.
Fakat, özelleştirmenin bir amaca hizmet etmesi için zarar eden kamu işletmelerinin özel girişimcilere satılması ve bu işletmelerin özel girişim tarafından kârlı hale getirilmesi gerekmez miydi?
Pek çok durumda iş böyle yürümedi.
Kârlı işletmeler özel girişimciye haraç mezat devredildi. Hem de girişimlerin sahip olduğu taşınmaz malların değerinin bile altında fiyatlarla.
Dünkü gazetelerde çıkan habere göre bir kamu işletmesi olan Ziraat Bankası yalnız bankacılık sektöründe değil, genel olarak Türkiye'de en kârlı kuruluş olmuş. Özelleştirilmesi gündemde olan Halk Bankası da kâr eden kuruluşlardandır. Yani devlet işletmelerinin kâr etmemesi için hiçbir neden yok!
Bana öyle geliyor ki, liberal ideoloji de en az Marksizm kadar dogmatik olabiliyor ve akılcılıkla bağdaşmayan işler yapabiliyor.
Bir başka garabet de ünlü milletvekili lojmanları olayı. AKP seçimi kazanır kazanmaz bu lojmanların kullanılmasını yasakladı. 'Vay be, ne kadar halkçı insanlar' denecekti. Fakat sonra bu lojmanlarla ne yapacağını bilemedi. Şimdi konutları yıkıp arsasını satmaya karar verdi. Hemen hepsi iyi durumda olan bu konutların yıkılıp arsasının satılması (ki bir tür vandalizmdir bence), hangi ekonomik mantıkla bağdaşır?
İktisat biliminin bir açıklaması var mıdır, bilmiyorum.