Düz ovada siyaset!

'Savaşa hayır!' </br>'Analar ağlamasın!'</br>'Gencecik askerler ölmesin!'

'Savaşa hayır!'
'Analar ağlamasın!'
'Gencecik askerler ölmesin!'
Tamam bu dileklere katılıyorum. Fakat, Türk ordusunu savaş çıkaran, saldırgan taraf olarak göstermek ve isterse şu 'düşük yoğunluklu' savaşa son verebileceğini ileri sürmek haksızlık ve insafsızlık olur, diye düşünüyorum. Olaylar gizli kapaklı değil, hepimizin gözlerinin önünde geçiyor. Türk askerlerinin saldırılara yanıt vermemesini, saldırıya uğrarken kollarını kavuşturup oturmasını beklemek pek mantıklı gözükmüyor doğrusu.
Ama isterse savaşa son verebileceğini söyleyen bir taraf var: DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş, "Nasıl ki sekiz askeri getirme iradesini gösterdiysek, silahları susturma, tek bir silahlı insan kalmamasını sağlama iradesini ve inisiyatifini gösterebilecek durumdayız!" diyor!
Yalnız bunun karşılığında bazı siyasi ödünler istiyor!
Kısacası, silah tehdidiyle, şantajla, ölümle siyaset yapmaya çalışıyor!
'Savaşa hayır', 'Gençler ölmesin,' 'Analar ağlamasın' diyenlerin başvuracağı adres belli olmalı: 'İstersem savaşı durdurabilirim,' diyen DTP'nin kapısına dayanmaları gerekiyor!
Tabii Nurettin Demirtaş'ın konuşmasının (eski deyimle) 'mefhumu muhalifinden' şu çıkıyor:
Bu düşük yoğunluklu savaşın sürüp gitmesinin sorumluluğunu da (bir ölçüde de olsa) DTP taşımaktadır diye düşünenler olacaktır.
Bunu DTP Genel Başkanı Demirtaş'ın ve diğer parti yetkililerinin düşünmemiş olmaları mümkün değildir. Adamların bir tek Türkiye Cumhuriyeti'ne resmen savaş ilan etmediği kaldı. Böyle giderse yakında onu da yapacaklardır.
Amaçları partiyi kapattırmaktır! Bu partiyi, 'kapatılsıın diye' kurdukları anlaşılıyor.
Böylece, hem yurtiçinde, hem de dünya kamuoyunda 'mazlum' rolünü oynayacaklar, psikolojik savaşta iyi bir hamle yapmış
olacaklar. Taraftar toplayacakar.
Millet Partisi'nin 'DTP'yi kapatalım,' 'Milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldıralım,' tavrının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bu isteğe Başbakan Erdoğan'ın verdiği yanıt, 'Halkın seçip gönderdiği kişilere dokunamayız,' biçiminde oldu, ki doğrudur.
Bu sorunun iki boyutu var. Birincisi, kabul etmek lazım ki, beğensek de, beğenmesek de, DTP bu toplumda belirli bir kitleyi temsil etmektedir, demokratik sistemi benimsiyorsak, Meclis'te temsil edilme haklarına saygı göstermeliyiz. Bu, ahlaki bir argüman.
İkinci boyut daha pragmatiktir: Meclis'te temsil edilme imkânını edinmiş olan bir parti, kısa dönemde radikal söylemini terk edemese bile, uzun dönemde oylarını artırmak için yumuşamaya ve merkeze doğru kaymaya başlayacaktır, şiddet eğilimini terk edecektir. Mehmet Ağar, "Dağa çıkacaklarına düz ovada siyaset yapsınlar" derken bunu kastediyordu.
Şu ana kadar gördüğümüz odur ki, parti kapatmalarla bir yere varılmıyor. Partisi kapatılanlar kamuoyunda kahraman ilan ediliyor ve hemen yeni bir parti kurarak oyunlarına devam ediyor. Bu arada olan demokrasinin kurumlaşmasına oluyor.
Evet, DTP'nin dediklerine katılmıyorum. Ama bırakalım konuşsunlar, diyorum. Demokrasimizin bunu kaldıracak kadar olgunlaştığını umarak!