En doğruyu İsviçre mi bilir?

Doğu Perinçek hakkında şöyle veya böyle düşünebilirsiniz. </br>Fakat ne düşünürseniz düşünün, bir şeyi kabul etmek lazım: Perinçek'in inkâr edilemez iki özelliği vardır. Çok çalışkandır ve gözü karadır.

Doğu Perinçek hakkında şöyle veya böyle düşünebilirsiniz.
Fakat ne düşünürseniz düşünün, bir şeyi kabul etmek lazım: Perinçek'in inkâr edilemez iki özelliği vardır. Çok çalışkandır ve gözü karadır.
Dosyaları yüklendiği gibi İsviçre'nin kapısına dayanmış. Malum, İsviçre geçenlerde bir yasa çıkardı, "Ermeni soykırımını inkâr etmek suçtur" dedi.
Doğu Perinçek de "Ermeni soykırımı olmamıştır" diye İsviçre'nin kapısına dayandı.
Şimdi İsviçre 'düşünce suçu' yaratmanın sıkıntılarını yaşıyor. Doğu Perinçek'i cezaladırsalar bir türlü, serbest bıraksalar bir türlü! Perinçek davasında kararın ne olacağını bilmiyorum. Fakat ne olursa olsun, kaybeden İsviçre olacaktır.
Perinçek'in duruşmasına katılmak isteyen 400 Türk mahkeme salonunu dışında protesto gösterisi yapmış.
Mehmet Yılmaz, Hürriyet'teki köşesinde dün soruyordu: "İsviçre ve civar ülkelerden o protesto gösterisine katılanların sayısı 400 mü olmalıydı? Bu eylem, sıradan bir futbol maçı kadar önemli değil miydi?"
Yerinde bir soru. Fakat buna eklenecek bir şey var: Eylemin boyutlarını sadece mahkeme önünde gösteri yaparak değil, bu saçma yasayı fiilen işlemez hale getirerek genişletmek gerekmiyor mu?
Ünlü devlet adamı Gandhi'nin 'pasif direniş' örneğinden esinlenerek yüzlerce (hatta binlerce) kişi 'Ermeni soykırımı olmamıştır' diye bir bildiriyi imzalayarak veya görüş açıklayarak İsviçre adaletini felce uğratabilir, soykırım yasasını işlemez hale getirebilir. Böyle bir durum, benzer yasalar geçirmeye heveslenen diğer devletlere de uyarı görevi görebilir.
Buradaki sorun gerçekten bir soykırım olup olmaması değil elbette. 'Soykırım' kavramını nasıl tanımladığınıza bağlı olarak bu sorunun yanıtı değişecektir.
Asıl sorun, bazı siyasetçilerin insanlara hangi konuda ne düşüneceklerini öğretmeye kalkmaları ve kendi görüşlerini polis gücüyle, hapis tehdidiyle insanlara kabul ettirmeye çalışmalarıdır. 'Uygar' sayılan Avrupa'nın en uygar sayılan ülkelerinden birisinde bu olabilmektedir!
Yapılması gereken şey, bu barbarlığın önlenmesidir.
Gerçekten Ermeni soykırımının yapılıp yapılmadığı ayrıca önemli bir konu. Fakat bu sorunun çözüm yeri herhalde İsviçre yasama ve yargı organları olmamalıdır.
Bu konunun pek tartışılmayan başka bir boyutu daha var: İster Türklerin Ermenileri kestiği bir soykırım olsun, isterse de Türklerle Ermenilerin birbirlerini kestikleri karşılıklı bir soykırım (mukatele) yaşanmış olsun, Türkiye Cumhuriyeti neden bunu kendi sorunu gibi üstleniyor? Bu olup bitenler her ne ise Osmanlı İmparatorluğu'nun marifeti olarak görülmesi gerekmez mi?
Ahlaki açıdan Türkleri etkilese bile, hukuki açıdan neden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları kendilerini böyle bir sorunun tarafı olarak görsünler ki? Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı toprakları üzerinde kurulan pek çok devletten bir tanesiydi. Nitekim Osmanlı'nın borçlarının da ancak bir kısmını kabul etmiş ve ödemiştir.
İş Ortadoğu'daki petrol kuyularına gelince "TC yeni bir devlettir, petrol üzerinde Osmanlı'dan kalma bir hakkınız yoktur" denecek, ama 'Ermeni soykırımı' gibi sevimsiz konular gündeme gelince "TC, Osmanlı'nın devamıdır" denecek.
Bu işte bir sakatlık yok mu dersiniz?