Erdoğan ve Hitler

Referandumla ilgili yürütülen kampanya evlere şenlik! Değiştirilmek istenen...

Referandumla ilgili yürütülen kampanya evlere şenlik! Değiştirilmek istenen Anayasa maddelerinin ne olduğunu, neden değiştirilmek veya değiştirilmemek istendiğini tartışan yok! Televizyon muhabirlerine önerimdir. Kamerayı alıp kentin işlek caddelerinden birine çıksınlar ve önlerine gelene sorsunlar: “Hangi maddeler neden değiştirilmek isteniyor? Siz bu değişikliği destekliyor musunuz? Neden?”
Kaç kişiden doğru ve sağlıklı yanıt alabiliriz dersiniz?
Görebildiğim kadarıyla bu kampanyada Erdoğan başarılı oldu. Tartışmayı “demokrasi, insan hakları” gibi hiç de doğru olmayan bir platforma çekip muhaliflerini savunma durumunda bıraktı. CHP’nin karşı saldırısı “yüzme havuzlu villa” gibi neye yaradığı belli olmayan bir çerçevede kaldı.
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin geçen gün yaptığı çıkış da neye yaradı bilemem: İnce, ‘Hayır’ın oy pusularında kakayı anımsatan kahverengi ile temsil edilmesine tepki gösterdi; Hitler’in de yapılan bir referandumda aynı rengi kullandığını söyledi.
Böyle bir çıkış belki bir köşe yazısında kullanılabilir. Ama partiler arası diyalogta aşırı kaçmıyor mu?
Gerçi kahverenginin bir referandumda ilk kullanılışı değil bu. 82 Anayasası ile siyasal liderlere siyasetle uğraşma yasağı getirilmişti. SHP’nin baskısı
ille siyasal yasakların kaldırılması için referandum yapıldı.
Şimdilerde demokrasi karşıtı gibi gösterilen sosyal demokratlar yasakların kaldırılması yönünde oy kullanırken, liberal geçinen ANAP taraftarları yasakların sürdürülmesi için oy verdi.
Ve o oylamada da “siyasal yasaklar kalksın” diyenlerin payına kahverengi düşmüştü! Hatta şimdilerde liberallerin en önde gelelerinden biri olan bir köşe yazarı “Ben bu eski politikacıların yasağının kalkmasına evet demektense boka evet derim daha iyi,” diye tek satırlık bir köşe yazısı yazmıştı.
Sonra ne mi oldu? İşinden atıldı.
Muharrem İnce’nin ‘Hitler’ benzetmesine gelince...
Erdoğan’da diktatörlük potansiyeli olduğuna ben de katılıyorum.
Kendinden başka güç tanımıyor. “Bir memuru 34 kez atıyoruz, her seferinde de mahkeme atamayı bozuyor, bu nasıl mahkeme?
Ülkeyi biz mi yöneteceğiz, onlar mı?” diye soruyor.
Mahkeme kararını otuz kez çiğneyen, hukuku otuz kez ihlal eden bir başbakan olmanın ağırlığını omuzlarında duymuyor.
Ama Hitler benzetmesi çok da etkili olmadı.
Sanırım durum o kadar da kötü değil.
Belki Salazar’a veya Peron’a benzetmek daha gerçekçi
olurdu diyorum.