Garip bir parti

Böyle parti görülmemiştir.</br>Bir milletvekili, seçildikten sonra hapisten çıkıp Meclis'e giriyor.

Böyle parti görülmemiştir.
Bir milletvekili, seçildikten sonra hapisten çıkıp Meclis'e giriyor.
Bir diğerinin eşi bölücü örgüt PKK'nın aktif elemanlarından.
Yeni seçilen parti başkanı bölücülükten 10 yıl hapis yatmış.
Parti, terör örgütünü eleştirmiyor, kınamıyor.
Parti yetkilileri sık sık 'Sayın Abdullah Öcalan liderlerimizden birisidir' diye açıklama yapıyorlar. Sanki lider kıtlığı varmış ve Apo parlak bir liderlik örneği vermiş gibi!
Partinin yeni Genel Başkanı Nurettin Demirtaş, yaptığı konuşmada "Kürtler tasfiye edilmeye çalışılıyor" diyecek kadar kışkırtıcı, gerçeklerle ilgisi olmayan sözler söyleyebiliyor.
Genel Başkan Yardımcısı Selma Irmak, 'Tek vatan, tek bayrak olgusunun' bizi karşı karşıya getirdiğini söylüyor. 'Teklik değil, çokluk esasına göre hareket etmeliymişiz!'
Demokrasinin temeli olan 'çoğulculuk' kavramı yeni bir tanıma kavuşuyor böylece: Çok sayıda vatan ve bayrak ne anlama gelecektir dersiniz?
Önce DTP'yi ciddiye almıştım, umutlanmıştım: 'İşte Kürt sorununa çözüm önerecek, PKK gibi şiddete başvuran siyasal örgütleri gereksiz kılacak bir girişim' diye düşünmüştüm. Üstelik Ahmet Türk gibi deneyimli politikacıların liderliğinde.
Ama olmadı. DTP, alabildiğine radikal bir çizgiye kaydı. PKK'nın Meclis'teki uzantısına dönüştü!
Hele son çıkışları ve tavırları ile DTP liderlerinin bile partiyi ciddiye almadığı izlenimi doğdu.
Bu partiyi yaşatmak, seçimlerde başarılı olmak, temsil ettikleri halkın dertlerine çare bulmak gibi bir hevesleri yok.
Bütün istedikleri bu partiyi kapattırmak! Parti kapanacak ve 'Görüyor musunuz' diyecekler, 'biz elimizden geleni yaptık, demokratik kurallar çerçevesinde çalıştık, çabaladık, ama zalim TC izin vermedi, partimizi kapattı!'
Bu partinin gidişini başka türlü açıklamak mümkün gözükmüyor.
Elbette Türkiye'nin demokrasi bakımından pek çok eksiği vardır. Bunlar zamanla tamamlanıyor, geri kalanlar da tamamlanacaktır. AB istediği için değil, biz istediğimiz için! Fakat, söyler misiniz kaç Avrupa devleti parlamentolarında PKK gibi bir örgütü temsil eden DTP gibi bir partiyi barındırır?
Fransa'nın, İngiltere'nin, İspanya'nın deneyimleri ortada. Demokrasi, siyasetçilerin her aklına geleni sorumsuzca söyledikleri bir yönetim biçimi değidir!
'Kürtler tasfiye edilmek isteniyor' gibi sorumsuzluk örneği olacak bir söz, bırakın parti kongresinde, kahvehanelerdeki özel sohbetlerde bile söylenmemelidir.
Peki Kürt halkı ne kadar bu sözleri edenlerin arkasında acaba? Bunu kesin olarak bilmek zor. Fakat şu sayıların bir anlamı olmalı: DTP'nin 878 delegesinden 456'sı kongreye katılmış, Nurettin Demirtaş, üçüncü turda, 234 delegenin oyuyla seçilebilmiş.
Sağduyunun galip gelmesi için hâlâ bir umut vardır belki, kim bilir?