Geleceğin garantisi yok!

Eski Yunan uygarlığının göstergelerinden birisi tiyatrolardır. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç açıklama yapmış, "Ülkemizdeki antik tiyatro sayısı 206'dır" diyor ve...

Eski Yunan uygarlığının göstergelerinden birisi tiyatrolardır. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç açıklama yapmış, "Ülkemizdeki antik tiyatro sayısı 206'dır" diyor ve ekliyor, "bu sayı, Yunanistan'daki ve İtalya'daki antik tiyatro sayısından daha fazladır!"
Bu çok ilginç bir durum. Anadolu'nun antik uygarlıkta ne kadar önemli bir yeri olduğunu gösterir.
İşin daha da ilginç yanı, şu anda Türkiye'de bulunan tiyatro sayısının 140'ı ancak bulması. Eski Anadolu'daki nüfus yoğunluğu ile şimdiki nüfus yoğunluğunun farkını da düşünürseniz binlerce yıl önceki Anadolulu atalarımızla şimdi bizim aramızdaki farkın çarpıcılığı daha da belirginleşir.
Karımla konuyu tartışmak istedim, ama o Kuzey Akdeniz'deki bu tiyatro düşkünlüğünden pek etkilenmişe benzemiyor: "Eski çağlarda sinema yoktu, televizyon yoktu, insanların tiyatroya gitmesinden daha doğal ne olabilir ki?" dedi.
Karım olduğu için söylemiyorum, ama bu görüşe katılmam mümkün değil. Aynı mantıkla eski çağlardaki bütün uygarlıklarda tiyatronun çok gelişmiş olması gerekirdi, ama durum hiç de öyle değil. Ve eski Anadolu Yunan Roma (Kuzey Akdeniz) uygarlığını salt tiyatrodan ibaret görmek de doğru değil. Bilimde, felsefede, edebiyatta, yönetimde, hukukta yüksek değerlere ulaşan ve günümüz dünyasının temellerinde yatan görkemli bir uygarlıktan söz ediyoruz. Anadolu'nun insanları olarak bundan gurur duymamız gerekirdi. 'Hepimiz katil Ogün'üz!' diye çığlık atanlar olmasa!
Belki de bu öykünün en ilginç yanı, insan aklını ve yaratıcılığını öne çıkaran Kuzey Adeniz uygarlığını izleyen Ortaçağ'ın karanlığıdır. İnsanların önyargılarını, yobazlığını, baskıcılığını, otoriterliğini öne çıkaran bu dönemde hemen her alanda durgunluk ve geri gidiş yaşandı.
Tarihi hep 'ilerleme'den ibaret görenlerin anımsaması gereken bir derstir bu. Antik Kuzey Akdeniz uygarlığının üzerine gelen Ortaçağ Avrupa'sı bir 'ilerlemeyi' değil, 'gerilemeyi gösterir'. İnsanlık tarihi düz bir çizgi halinde ilerlemiyor. İleri geri kırılmalar ve zıtlıklarla dolu. Hatta çoğu kez 'ileri' ile 'geri'nin tohumlarını aynı anda barındırabiliyor.
Gazetelere bir göz atın, bu zıtlıkları hemen göreceksiniz. Bir tarafta hemen her gün kırılan bir 'ilerleme' rekoru. Dünkü gazetelere şöyle bir göz atın, hemen göreceksiniz: Bilim adamları ışığı maddenin içinde durdurmayı başardı, yağ dokusundan elde edilen kök hücre kalbe nakledildi... Buna benzer haberlerle hemen her gün karşılaşıyoruz.
Ve aynı anda olumsuz haberler: Küresel ısınma dönülemez noktayı aştı, insanları 1000 yıl devam edecek felaketler dizisi bekliyor. Irak'ta dehşet devam ediyor, yüzlere ölü... Filistin'de çarpışmalar... Amerikan askeri bütçesi azgelişmiş ülkelerin toplam ulusal gelirinden fazla...
Liste uzayıp gidiyor. Ve insanlık tarihi gösteriyor ki her şeyin her zaman ileriye doğru gideceğinin hiçbir garantisi yok. Şu anda hem 'iyinin' hem de 'kötünün' tohumlarını taşıyoruz. Teknoloji çok geliştiği için, 'kötüyü' seçmenin maliyeti de çok yüksek olacaktır.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un şu sözlerine sevindim: "Antik tiyatroların restorasyonuna ve restrüksiyonuna başladık" diyor Koç, hiçbir şoven ulusçuluk belirtisi göstermeden. "Bu, bizim iftiharımız olacak!"
"Ee, n'olmuş yani?" demeyin. Biz bu ülkede eski eserleri 'kâfir işi' diye aşağılayan Kültür Bakanları da gördük!