Gelin uzlaşalım!

Seçimden önce Abdullah Gül uzlaşma mesajları verip duruyordu. Seçilip Çankaya'ya çıkarsa eşi Hayrünnisa hanımın türbanı 'modernize edeceği'ne ilişkin bir izlenim yarattı.

Seçimden önce Abdullah Gül uzlaşma mesajları verip duruyordu. Seçilip Çankaya'ya çıkarsa eşi Hayrünnisa hanımın türbanı 'modernize edeceği'ne ilişkin bir izlenim yarattı. Hatta bir modacının adı ortaya atıldı, bu modacıyla röportajlar yapıldı, sayın Abdullah Gül bütün bunlara ses çıkarmadı, 'Zamanı gelince görüşürüz' anlamına gelen sözler söyledi.
Seçim oldu, Gül adaylığında ısrar edip Köşk'e çıktı. Hepimizde bir merak, 'Nasıl bir modern serpuş göreceğiz acaba?'
Sonuçta dağ fare bile doğurmadı. Sayın Cumhurbaşkanı 'modernize edilmiş türban' söylentilerini yalanladı (nedense seçimden önce yapmadı bunu) ve eşsiz kabul törenlerine başladı.
Doğrusunu isterseniz 'modern türban' lafının ne anlama gelebileceğini ben hiçbir zaman tam olarak anlamadım. Altı üstü bir bez işte. Ama 70 milyonluk koca bir devletin kaderini etkileyecek kadar da önemli.
Görünüşe göre asıl zorluklar bundan sonra başlayacak. Cumhurbaşkanı'nın vereceği resmi kabullerde Hayrünnisa hanım sonsuza dek ortadan kaybolmaz ki! Bir noktada doğal olarak eşinin yanında yerini alacaktır. O zaman da sıkıntılar başlayacak. Türban, devletin en tepesindeki organlar arasında olmaması gereken bir sürtüşmeye neden olacak. Aslında olmaya başladı bile.
Geçenlerde Mümtaz Soysal'ın bir önerisi oldu: Cumhurbaşkanı'nın ve Başbakan'ın eşleri türban yerine, geleneksel başörtüsü takarak kitlelere örnek olsunlar!
Başörtüsü, kadınlarımızın 1000 senedir taktığı bir örtüdür. Dinen uygundur. Laiklerin de karşı çıkmadığı bir giyim tarzıdır. Ne orduda ne de üniversitede tepki uyandırdığı söylenemez. Siyasal bir simgeye dönüşmemiştir.
'Uzlaşma, uzlaşma' deyip duruyoruz. İşte size bir uzlaşma örneği: Başörtüsünde uzlaşalım!
Tarafların her istediğini almadığı, fakat karşılıklı ödünlerle bir sorunun daha kötü sonuçlar yaratmadan çözüldüğü bir durumdur uzlaşma.
Bu başörtüsü kavgasını sürdürüp gitmenin kimseye bir yararı yok. Yakın zamanda çözülmezse siyasal sistemi gittikçe daha fazla zorlayacak olan bir sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunun çözümüne en büyük katkıyı da doğal olarak hükümetin yapması gerekir.
Başbakan ve Cumhurbaşkanı, "Anayasa'yı değiştirecek gücümüz var, yeni anayasayla türbanı serbest bırakırız, sorun çözülmüş olur" diye düşünüyorsa (ki öyle düşündükleri anlaşılıyor) yanılırlar.
Başörtüsü sorunu salt yasa sorunu değildir. Aynı zamanda zihniyet ve dünyaya bakış sorunudur.
Bunu söylerken AB'nin de türban konusundaki duyarlılığının sürdüğünü anımsatmakta yarar var. AB, laikliği kuşkulu bir Türkiye'yi neden saflarına katsın ki?
Evet, demokrasi içinde yaşamak istiyorsak, uzlaşmayı öğrenmek zorundayız!