Gerçeğin kıvılcımı nereden çıkar?

Avrupa Birliği elbette en popüler konu. Ama hep aynı şeyleri söylemekten ve dinlemekten bıkmış olmalısınız. Gelin içinde AB olmayan bir konu bulup tartışalım.

Avrupa Birliği elbette en popüler konu. Ama hep aynı şeyleri söylemekten ve dinlemekten bıkmış olmalısınız. Gelin içinde AB olmayan bir konu bulup tartışalım.
Mesela gençler. Ben gençlere bayılıyorum.
Dinamik, akıllı, bilgili, onlar bizim yarınlarımız. Gerçi bazen olumsuz şeyler çıkıyor gençler hakkında. Örneğin OECD 41 ülkenin gençlerini araştırmış, bizimkilerin durumu tam bir felaket. Türk öğrencileri, fen, matematik ve okuduğunu anlama alanlarında hep sondan birinci olmuş!
Gel de geleceğini emanet et bakalım!
Haber içime sıkıntı verince, gençlerimizin başarılı olduğu alanlara döndüm. Evet, bazı alanlarda gerçekten çok başarılılar. Kutlanacak ve kutsanacak bir başarı gösteriyorlar.
Örneğin, bizim gençlerimizin kaldırım taşı sökmede ve fırlatmada son derece büyük başarıları var. Hiçbir ülkenin gençleri o kadar hızlı taş söküp fırlatamaz. Evvelsi gün 'ezilenleri' temsil eden gençlerimiz Ankara'nın göbeğini birbirine kattı. Molotofkokyelleri havalarda uçuştu, kaldırım taşları, demir korkuluklar, hepsi büyük bir başarı ve maharetle söküldü ve darmadağın edildi. Böylece kendilerini izleyen halkın sevgi ve muhabbetini kazanmış oldular.
Demek matematik dalında sonuncu olsalar da, kaldırım sökme dalında yüksek lisans yapmış sayabiliriz kendilerini. Bu gidişle 'pek yüksek kaldırım mühendisi' unvanını da alabilirler.
Kaldırım sökücüler 'ezilenlerin temsilcisiymiş.' Ne bu temsilciliği nasıl aldıklarını ne de yaptıkları eylemin ezilen halkımıza nasıl bir katkı sağlayacağını anlamış bulunuyorum. Kızılay'ı kırıp dökerek gelir dağılımımızı düzeltmenin nasıl mümkün olacağını hâlâ merak edip duruyorum.
Aslında Kızılay'ın kaldırımları her derde deva ebegümeci gibi bir şey. Bir toplumsal sorunu çözmek isteyenler gidip Kızılay'ın kaldırımlarını söküp dükkânların camlarını indirince sorunların çözülüvereceğine inanıyorlar.
Daha bir ay olmadı, bu kez de YÖK'e kızan delikanlılar kaldırım söküp YÖK'ü protesto etmişti. (YÖK üyesi bir arkadaşıma o günlerde sordum, "Ne dersin bu protestolara?" "YÖK işlevini yitiren bir kuruluş," dedi, "bu çocuklar neyi protesto ettiklerinin farkında değiller.")
O protesto da çok güzel ve anlamlı olmuştu. Havada uçuşan taşlardan gökyüzü görünmüyordu. Öyle ki, 'Acaba asıl amaç taş atmak da, YÖK bir bahane mi' diye düşünmeden edemedim.
Tabii her yerde taş bulunmuyor. Bazen okul kantininde kavga ederek bilimsel istekleri formüle etmek gerekiyor ki bu durumda sandalyelerin fırlatılması caizdir. Evvelsi gün üniversitelerimizin birinde basın açıklaması yapmak isteyen bir öğrenci grubunu diğer öğrenciler sandalye savaşlarıyla püskürterek açıklamayı engellediler.
Türk eğitim sistemine yabancı olan bazı cahiller, "Efendim, burası üniversite, onların açıklamasını yanlış buluyorsanız, bir basın açıklaması da siz yaparsınız. Eskilerin deyimiyle, 'barika-i hakikat, müsademe-i efkârdan çıkarmış' değil mi? Özellikle üniversitelerde," dediyse de bu zevat elbette yanılmaktadır.
Görünüşe göre bizim üniversitelerde gerçeğin kıvılcımı taşlardan, sopalardan ve havada vızıldayan sandalyelerden çıkıyor.
OECD araştırması mı dediniz? Bence yetersiz, taraf tutan bir araştırma. Kaldırım taşı sökme ve fırlatma kategorisi bulunsa bizim gençlerimiz de elbette dereceye girerdi.