Gerçek güç

Özellikle 19'uncu yüzyılda fakirlerin yaşayışını ve 20'nci yüzyılın ilk yarısındaki sefaleti gören insanların pek çoğu sosyalizmin galip geleceğine yürekten inanmıştı.

Özellikle 19'uncu yüzyılda fakirlerin yaşayışını ve 20'nci yüzyılın ilk yarısındaki sefaleti gören insanların pek çoğu sosyalizmin galip geleceğine yürekten inanmıştı. Kapitalizm demek, açlık, eşitsizlik ve sömürü demekti. Sosyalizmin zaferi kaçınılmaz gibi gözüküyordu.
Tarih bitecekti.
İnsanlar yeryüzü cennetinde yaşayacak, herkes mutlu olacaktı.
Ama, olmadı. Sosyalizm kapitalist ülkelerde hiçbir başarı gösteremedi. Devrimle iktidara geldiği yerler ise, genellikle kapitalistleşememiş, geri kalmış ülkelerdi. Bu ülkelerde gerçek anlamda sosyalist bir düzenin uygulanması da mümkün olamazdı. Nitekim SSCB ve Doğu Bloku kendi ağırlığı altında dağıldı gitti.
Ve şu soru yanıtsız kaldı: Nasıl oldu da kapitalist yönetimler onca devrim potansiyeline karşın ayakta kalmayı başardı?
Bu soruya verilen yanıtlardan birisi Lenin'e aittir.
"Kapitalist gelişmenin son aşaması emperyalizmdir" dedi Lenin. Kapitalistler sömürdükleri ülkelerden elde ettikleri değerleri kendi ülkelerindeki işçilere sus payı olarak aktarmaktadır. Bu nedenle, sosyalizmin başarısı ancak emperyalizmin sona ermesiyle mümkün olabilir. Onun için de, yapılması gereken şey, sömürgelerdeki ulusçu akımları destekleyerek kapitalist ülkelerdeki refahı engellemek, böylece işçi sınıfını acı gerçekle karşılaştırmak olmalıdır. Rusya'nın Türk kurtuluş savaşını desteklemesi bu nedendendir.
Fakat tarihsel gelişmeler bu görüşü kanıtlamadı. Sömürgeler bağımsızlığını kazandığı ve emperyalizm büyük ölçüde sona erdiği halde kapitalizm dayanmaya devam ediyor, öyle kolay kolay çökeceğe de benzemiyordu.
Bunun üzerine 'ideolojik egemenlik' görüşü ortaya atıldı. Kapitalizm ayaktaydı çünkü devletin ideolojik aygıtları durmadan çalışıyor, insanların bilinçlenmelerini, koşullanmalarını yönlendiriyordu.
Okullar, basın, din, sanat.. toplumla devlet ve birey arasındaki ilişkileri etkiliyor ve belirliyordu. Neyin iyi veya kötü olduğuna, neyin tercih edilmesi gerektiğine, gündemin ne olduğuna.. hep bu ideolojik aygıtlar karar veriyordu. Devleti ayakta tutan şey yalnızca asker ve polis değildi, asıl önemli unsur, ideoloji üretim merkezleriydi.
Son günlerde olup bitenlere bakınca AKP iktidarının 'devletin ideolojik aygıtlarını' ele geçirerek uzun vadeli bir yolla devleti denetim altına alma gibi bir planları mı var acaba, diye kuşkulanmadan edemiyorum.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, yargıç ve savcılarla ilgili yeni düzenlemeler, TRT Genel Müdürlüğü'ne yapılan atama, YÖK Başkanlığı, açılan yeni üniversiteler, Başbakan'ın damadının Sabah gazetesi ve ATV'yi alan şirkette çalışıyor olması... Bunlara yeni anayasa hazırlıklarından çıkabilecek sürprizleri de ekleyin...
Yumuşak, sessiz ve derinden. Gerçek güç böyle elde ediliyor galiba.
Haa, kapitalist ülkeler nasıl oldu da ayakta kaldı sorusunun iki yanıtı daha var. Birincisi, teknolojiye bağlı olarak artan üretkenlik ve servet; ikincisi de demokratikleşme ve gelir dağılımında, sosyal devlet anlayışında sağlanan gelişmeler. Hırçın liberalizme rağmen!