Gerçekten ne kadar farklıyız?

AB liderleri ne diyecek, bugün göreceğiz. Türkiye açısından da, Avrupa açısından da elbette büyük tarihi önem taşıyan bir karar olacak bu.

AB liderleri ne diyecek, bugün göreceğiz. Türkiye açısından da, Avrupa açısından da elbette büyük tarihi önem taşıyan bir karar olacak bu.
AB'ye tam üyelik için yaptığımız başvurunun tartışılması sırasında takınılan bir tavır var ki, üzerinde fazla durulmadı: 'Türkiye, AB üyelerinden farklıdır' saptaması. Bunu hem AB'liler yaptı, hem de biz yaptık ve olduğu gibi kabul ettik. Özetle, "Evet farklıyız, ama bu farkı zamanla azaltabiliriz, şimdilik bizi böyle kabul edin" dedik.
En farklı, cesur ve bence gerçekçi değerlendireyi Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac yaptı, "Biz de, Türkler de Bizans'tan kaynaklanan ortak bir tarihi paylaşıyoruz," dedi. Kimse Chirac'ı ciddiye almadı.
Ama dedikleri doğruydu. Bizim, Avrupa ile müşterek bir tarihimiz ve kültürümüz var. Elbette kendimize özgü farklılıklarımız da var. Ama kimin yok ki?
Bir Sicilyalı İtalyan veya Giritli Rum, Akdeniz'in karşı kıyısındaki Türk'e mi benzer, yoksa Avrupa'nın Kuzey ucundaki Danimarkalıya mı?
Rakı eşliğinde 'Zeybekiko' oynayan bir Rum köylüsü en çok kimi andırır?
Neden Türkler ve Yunanlılar birbirlerinin müziğini zevkle dinlerler ve karşılıklı ses sanatçısı alışverişi yaparlar?
Sıradan bir Türk ailesinin günlük yaşamı sıradan bir Afgan veya Suudi Arabistan ailesinin yaşamını mı daha çok andırır, yoksa sıradan bir Yunanlı, Yugoslav veya İtalyan ailesinin yaşamını mı?
Dini farklılıklar kuşkusuz ki önemlidir. Fakat, din her şeyi belirlemiyor. Özellikle Türkiye gibi laikliği benimsemiş bir ülkede. İnsanların davranışlarını belirleyen daha geniş bir kategori, 'toplumsal kültürdür.' Din, bu kültürün bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Avrupa'nın güneyindeki ülkeleri kapsayan bir 'Akdeniz kültürü'nden söz edilebileceğini sanıyorum. Din veya mezhep farklılıklarına karşın, Yunan-Türk-İtalyan, hatta İspanyol kültürleri arasında (yaşam ve davranış biçimleri açısından) küçüsenemeyecek benzerlikler var. Doğu ile Batı arasında kalan Türkiye'nin Doğu kültüründen çok Batı'yı benimsediğini söyleyebiliriz sanıyorum.
Aynı gözlemi siyasal rejimler için de yapabiliriz: 'Türkiye'de askerlerin siyasette biraz fazla etkili olduğu' eleştirisi yeni değil. Ama bu eleştiriyi yapanlar, Türkiye'nin Akdeniz'de kıyısı bulunan diğer Avrupa ülkelerinden daha az demokrasi deneyimi olmadığını unutuyorlar. Şunun şurasında Yunanistan'da, İspanya'da, Portekiz'de 30 yıl önce askeri veya faşizan yönetimler vardı. İtalya ve Almanya faşizmden yeni çıkmıştı. 1958'de Fransız ordusu darbe yapmaya kalkışmıştı.
Kültürlerin belirlenmesinde kuşkusuz ki 'din kurumunun' büyük etkisi vardır. Ama din dışı etmenler de etkilidir. Bunun belki de güzel bir örneği, şu anda bizi AB'ye tam üye yapmak üzere büyük çaba harcayan kişilerin daha beş-altı yıl öncesine kadar Türk siyasal yaşamında en radikal dinci programa sahip olan (camileri kışla, müminleri asker sayacak kadar radikal!) politikacılardan oluşmasıdır.
Diyeceğim o ki, Türkiye Ortadoğu'ya olduğu kadar, Avrupa'ya da ait olan bir ülkedir. Şakacıktan değil, gerçekten öyle!
Umarım öyle olmaya da devam eder.