Günler

Pöff, bu Sevgililer Günü'nü de atlattık!</br>Kolay değil, senede bir defa gelse de belalı bir gün. Her açıdan belalı.</br>Gazete yazarlığı yönünden sıkıntı verici.

Pöff, bu Sevgililer Günü'nü de atlattık!
Kolay değil, senede bir defa gelse de belalı bir gün. Her açıdan belalı.
Gazete yazarlığı yönünden sıkıntı verici. Oturup her Sevgililer Günü'nde derin hikmetler ve duyarlıklar içeren yazılar yazmanız bekleniyor. Sevginin ne kadar ebedi ve gerçek olduğunu haykırmanız, Tanrı'nın aslında sevgi olduğunu söylemeniz, dünyanın sevgi ekseninde döndüğü hikmetini yinelemeniz bekleniyor. Dünyaya egemen olan şey acı ve acımasızlık da olsa.
Bununla da kalamazsınız. İşin sosyo ekonomik boyutunu da didiklemenizde yarar vardır. "Bütün bunların sevgiyle ne ilişkisi var efendim, her şey kapitalizmin bir oyunundan ibaret. Sevgililer Günü diye alışverişleri artırmaya çalışıyorlar."
Bu gözlem doğru olsa bile, ne sevgiliniz bunu kabul eder ne de bu sözleri işitenler, 'Aa aferin sana, ne de özgün fikirlerin varmış senin' diye sırtınızı sıvazlar. Bu solcu ağızlar eskidi artık.
Ve nedense 'Sevgililer Günü' denince akla hep erkeklerin kadınlara birtakım hediyeler alması, kur yapması, dil dökmesi geliyor. Karım Sevgililer Günü'nde bir alışveriş merkezindeki manzarayı naklediyordu: "Her taraf, ortalıkta şaşkın şaşkın dolaşan erkeklerle doluydu" dedi. "Ne alacaklarını bilemeden dolanıp duruyorlardı. Olası bir fırtınadan kendilerini kurtarmak için çabalar gibiydiler."
Ve erkeklerin kesinlikle kanmamaları gereken bir tuzak: Kadınlar, "Ay sevgilim, bana bir şey almasan da olur, boş yere kapitalizmin tuzağına düşme, bir şey istemiyorum" deseler de, kesinlikle inanmayın. Kapitalizmle kadınlar arasında bu konuda gizli bir işbirliği olduğunu söyleyebiliriz.
Ama şunu da hemen söylemeliyim ki Sevgililer Günü'nün gene de diğer günlerden daha cazip bir yanı var. Gittikçe daha yaygın kitleler tarafından kutlanıyor. Sokaklarda yürüyüşler yapılıyor. Ama belli ki herkesin farklı bir sevgi anlayışı var. Hindistan'da muhafazakâr Hindular Sevgililer Günü'nü kutlamaya çalışan gençlere dayak atarak hayatta sevgiden başka şeyler olduğunu da gösterdiler.
Kim bilir, belki de Sevgililer Günü'nün ciddi bir eksikliği (ve aynı zamanda gücü), erkekle kadın arasındaki cinsel sevginin çekiciliğine dayanmasıdır. Sevgiyi daha genel bir çerçevede anlamak ve benimsemek daha doğru olmaz mıydı? Yani 'Sevgililer Günü' yerine 'sevgi günü' olsa? Herkesi sevme ve bağışlama günü? Farklı dinden, cinsiyetten, ulustan, kavimden, inançtan olan insanları, hayvanları, bitkileri, yaşamı sevme günü? Düşmanlıkları unutma günü?
Bunun bir öneri olarak bile kabul göreceğini sanmıyorum. Öylesine köklü, yerleşmiş, genellik ve haklılık kazanmış düşmanlık duyguları var ki, insanların çoğu bir an için bile o düşmanlıklardan vazgeçemezler.
Vazgeçemezler, çünkü kendilerini ve dünyalarını düşmanlarıyla tanımlamaktadırlar. O düşmanlıktan vazgeçmek, sanki kendilerinden, kendi dünyalarından vazgeçmek gibi olacaktır.
Sevgililer Günü, Sevgi Günü, Anneler Günü, Babalar Günü... Her ne günü kutlarsak kutlayalım, bu temel düşmanlık duygusundan kurtulmadıkça bu günler hep havada kalacak korkarım.
Ama gene de bu günleri kutlamaya devam edeceğiz. Elimizden gelen her ne ise onu yapmaktan başka çaremiz yok!