Halkların dostluğu

'Rus' bile demezlerdi, 'Moskof'tu düşmanın adı. Ezeli ve ebedi düşman. Ruslar yalnız polisin ve askerin gözünde değil, halkın gözünde de en kötü düşmanımızdı.

'Rus' bile demezlerdi, 'Moskof'tu düşmanın adı. Ezeli ve ebedi düşman. Ruslar yalnız polisin ve askerin gözünde değil, halkın gözünde de en kötü düşmanımızdı. Osmanlı dönemindeki savaşlar yetmiyormuş gibi, bir de komünist olmuşlardı. Dinsiz olmuşlardı. Nereden baksan baş düşman olmayı fazlasıyla hak ediyorlardı.
Eh duygular elbette karşılıklıydı. Biz de Moskofların gözünde hatırı sayılır bir düşmandık kuşkusuz ki.
Ama zamanla bu duygular değişiyor olmalı. Rusya'da yapılan bir kamuoyu yoklamasında "Rusya için sizce Türkiye neyi temsil ediyor?" sorusuna katılımcıların yüzde 53'ü 'Ortaklığı' demiş! Yüzde 11.5'i de 'Dostluğu' yanıtını vermiş. Sadece yüzde 12'si bizi 'rakip', yüzde 3.6'sı da 'düşman' olarak gördüğünü söylemiş! Gençler bizi dost görürken, yaşlılarda düşman olarak görme eğilimi izleniyor.
Bu sonuçlar, kitlelerin siyasal tutumlarının nasıl değiştiğine iyi bir örnek olmalı. Bu anket 15-20 yıl öce yapılsaydı sonuçlar bambaşka olurdu. Ne oldu da Rusların bizi algılayışında böyle bir değişim yaşandı?
Nedenler ortada. Türk firmaları Rus pazarına girdi ve başarılı çalışmalar yaptı. Rus turistler geldi ve ekonomimize katkı sağladı. Türkiye tükettiği enerjinin önemli bir kısmını Rusya'dan alır oldu. Her iki taraf da karşısındakini 'MoskofxTürk' kalıpları içinde değil, 'insan' olarak görmeye başladı. En önemlisi de, her iki devlet de barışçı bir dış politika izledi. Özellikle Sovyetler'in dağılışı sırasında Rusya'nın soğukkanlılığını koruması, kan dökmemesi son derece önemli bir olaydı.
Doğru yönde kullanıldığı zaman, ekonomik yakınlaşmaların toplumsal ve siyasal yakınlaşmalara yol açtığını görüyoruz. Benzer ilişkileri güneyimizdeki ülkelerle de kuramaz mıyız?
Milliyet gazetesi birkaç gündür Türk şirketlerinin Kuzey Irak'ta yaptığı başarılı çalışmaları anlatıyor. Bunlar karşılıklı dostluk ve anlayışın gelişmesi bakımından son derece etkili ve yararlı olabilir.
Kuzey Irak'ta başlayan çalışmalar zamanla diğer Arap ülkelerine yayılabilir. Türklerin ve Arapların birbirleri hakkındaki olumsuz imajlarının değişmesine katkıda bulunabilir.
İmaj değişikliğinin iyi bir örneğini Suriye ile ilişkilerimizde görüyoruz. Çok değil, 10 sene önce fırsat bulsa birbirinin boğazını kesecek olan iki ülke hızla yakınlaşmaya başladı. Futbol maçı gibi çok popüler bir aracı kullanarak liderler bir araya geldiler. Asi Nehri üzerinde baraj kurma gibi ortak ekonomik projeler tartışılmaya başlandı.
Türkiye'nin çok kritik bir jeopolitik konumu var. Rusya ile de yakınlaşabilir, Arap ülkeleriyle de, İran'la da, İsrail'le de. Bu ülkelerin hepsinden alabileceği şeyler olduğu gibi, verebileceği şeyler de var.
Fakat bunu yaparken dikkat etmesi gereken iki husus bulunuyor. Birincisi, bölgede ABD'nin ajanı gibi hareket etmemek ve böyle algılanmamak. İkincisi, bölgenin lideri havalarına girmemek, böyle bir role talip olmamak. Bunu sağlamanın yolu da, 'bölge liderliği' konusunda Türkiye'ye rakip olabilecek iki önemli devletle çok yakın ilişki içinde olmak, onlarla danışarak hareket etmek, ve hiçbir şekilde onları kuşkulandırmamak olmalıdır.
Bu devletler hangileridir mi dediniz? İran ve Mısır kuşkusuz ki. Türkiye bu devletlerle ittifak kuramasa bile (şimdilik bunun mümkün olacağını sanmıyorum), onlarla çok yakın ve özel ilişkiler içine girmelidir.
Bu çabaların AB ile olan ilişkilerimizi olumsuz etkileyeceğini de sanmıyorum. Tam tersine...